|
|||||||
| Üyelik | Günlük Gazeteniz | Yardım | Üye Listesi | Üye Performansları | Ödül Sistemi | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
#1 (permalink) |
Verdiği Teşekkürleri: 1.826
Aldığı Teşekkürleri 2.150
Durumu : Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 2.819
Konular:
913
Rep : ![]() İletisim :
|
İslam Coğrafyası Dökümanlar
Afganistan
Giriş Bilindiği üzere Afganistan önce komünist işgal rejimine karşı verilen bağımsızlık savaşı sonra mücahit grupları arasındaki iktidar kavgası son olarak da Taliban'la muhalifleri arasındaki iç savaş yüzünden uzun süreden beridir dünya kamuoyunun gündeminde olan bir İslam ülkesidir. Biz de bu sayımızda Afganistan'ı genel yönleriyle ve birtakım özet bilgilerle tanıtmaya çalışacağız. Afganistan Hakkında Genel Resmi adı: Afganistan İslâm Cumhuriyeti Başkenti: Kâbil (Nüfusu: 1.500.000) Yüzölçümü: 652.225 km2. Nüfusu: 27.000.000 (1999 tahmini) Nüfus artışı: % 5 (İç savaşta nüfus çok artmamıştır.) Etnik yapı: Nüfusun % 42'sini Afganlar % 24'ünü Tacikler % 12.5'ini Türkler % 8'ini Moğolca konuşan Hazaralar % 4.2'sini Farisiler (İranlılar) % 3.4'ünü Aymaklar % 1.7'sini Beluciler kalanını da Paşayiler Kızılbaşlar Nuristanlılar Brahuiler Hintliler Ariler ve bunların dışında kalan küçük etnik unsurlar oluşturur. Afganların kuzeydeki kabilelerine Pehtun güneydekilere Peştun denir. Dil: Resmi dil Peştuca ve Tacikçedir. Nüfusun yarıdan çoğu Peştuca dörtte bire yakın bir kısmı da Tacikçe konuşur. Bunun yanı sıra azınlıkların dilleri de konuşulmaktadır. Özbekçe Türkmence Belucice Paşice ve Nuristanice milli dil olarak kabul edilmiştir. Din: Afganistan'ın resmi dini İslâm ve halkın % 99'u Müslümandır. Müslümanların yanı sıra az sayıda hindu sih ve yahudi yaşamaktadır. Müslümanların büyük çoğunluğu sünni hanefidir. Ayrıca % 9 oranında Caferiye şiası ve % 2 oranında İsmailiyye şiası mevcuttur. Coğrafi durumu: Bir Ön Asya ülkesi olan Afganistan kuzeyden Türkmenistan Özbekistan ve Tacikistan kuzeydoğudan Çin doğu ve güneyden Pakistan batıdan İran'la çevrilidir. En yüksek yeri Tinç Mir (7699 m.)'dir. En önemli akarsuyu Hilmend'dir. Yine Amuderya Kokça Kunduz ve Kâbil adlı akarsuları bulunmaktadır. Bunların dışında küçüklü büyüklü çok sayıda akarsuyu mevcuttur. Topraklarının önemli bir kısmı dağlıktır. Kuzey doğusunu Hindukuş dağları kaplar. Ayrıca güneyde Süleyman kuzeyde Bendi Türkistan dağları mevcuttur. Güney batı bölgeleri geniş çöllerle kaplıdır ve buralarda çöl iklimi hâkimdir. Topraklarının % 12'si tarım alanı % 46'sı otlak % 3'ü ormanlık kalanı dağlık ve bozkırdır. Ülke genelinde sert bir bozkır iklimi hâkimdir. Yönetim şekli: Ülkede henüz iç barış sağlanamadığından yönetimde de belli bir düzen oturtulamamıştır. Ancak ülkenin önemli bir kısmına Taliban hakimdir. Tarihi: İslâm Afganistan'a Hz. Osman (r.a.) veya Muaviye (r.a.)'ın Basra valisi Abdurrahman ibnu Semure'nin bu ülkeye gönderilmesiyle ulaşmıştır. Afgan halkının İslâm'la tanışmasından sonra bu din onların arasında hızla yayılmaya başladı. Daha sonra ülke kabile başkanlarınca yönetildi. 9. yüzyılın ikinci yarısında büyük bir kısmı Sâmâniler'in eline geçen Afganistan'da daha sonra Gazneli Devleti kuruldu. Gazneliler'in ardından Selçuklular'ın hâkimiyetine girdi. Sonra sırasıyla Gurlular'ın Harezmşahlar'ın Moğollar'ın Bâbürlülerin Abdâliler'in Safeviler'in ve daha başka küçük hanlıkların hâkimiyetinde kaldı. Bunların bazıları bugünkü Afganistan topraklarının sadece bir kısmına hâkim olabildiler. Afgan kabilelerini birleştirerek ilk milli Afgan devletini kuran kişi Ahmed Şah Durrani'dir. Ahmed Şah Durrani o zaman Afganistan'ı elinde tutan İran şahı Nâdir'in 1747'de öldürülmesinden sonra Kandehar'ı ele geçirdi ve zamanla hâkimiyet sınırlarını genişletti. 1839'da İngilizler Sihlerle işbirliği yaparak Afganistan'ı işgal ettiler. Ancak o zamanki Afgan hükümdarı Dost Muhammed İngilizleri ülkeden çıkardı. Bununla birlikte İngiliz işgali ülkedeki birliğin bozulmasına ve dağınıklığa yol açtı. Bunu sonraki yıllarda iç karışıklıklar izledi. İngilizler Ruslarla işbirliği yaparak 1878'de ülkeyi ikinci kez işgal ettiler. Bu işgal 1880'de sona erdi. Bu tarihte Abdurrahman Han Afgan tahtına geçti. Abdurrahman Han sağlığının bozulması sebebiyle tahtını 1901'de oğlu Habibullah'a bıraktı. Habibullah'ın 19 Şubat 1919'da öldürülmesi üzerine yerine yenilik yanlısı oğlu Ema¤¤¤¤ah geçti. Ema¤¤¤¤ah Han'ın Ruslara yaklaşması İngilizlerle arasında savaş çıkmasına yol açtı ve bu savaş 8 Ağustos 1919'da Ravalpindi Anlaşması'yla sona erdirildi. Ema¤¤¤¤ah Han'ın reformları ülkede isyanlara yol açtı ve bu isyanlar onu ülkesini terk etmeye zorladı. Onun ülkesini terk ettiği sırada ülkeyi İnayetullah Han yönetti. Bunun üzerine daha önce Ema¤¤¤¤ah Han'ın Fransa'ya sürgün ettiği eski ordu kumandanı Nadir Han Afganistan'a dönerek isyanı bastırdı ve ülkede yeniden birlik sağladı. Bu başarısıyla halkın desteğini kazanan Nadir Han 16 Ekim 1929'da Afganistan tahtına geçirildi. Nadir Han halkın karşı çıktığı reformlardan uzak kalarak İslâm alimlerine da danışmak suretiyle ülkede İslâmi bir düzen kurmaya çalıştı. Onun 31 Ekim 1931'de yürürlüğe koyduğu anayasa bazı küçük ilavelerle 1964'e kadar yürürlükte kalmıştır. Nadir Şah 1933 Kasım'ında öldürülünce yerine oğlu Zahir Şah geçti. Zahir Şah 1947'de kurulan ve kendisi için bir tehlike olarak gördüğü Pakistan'ın İngilizlerce desteklenmesi üzerine Sovyetler Birliği'ne yaklaştı. Sovyet yönetimi bunu çok iyi değerlendirerek Afganistan ordusu içinde kendine taraftar yetiştirdi. Bundan rahatsız olan Zahir Şah Sovyet nüfuzunun daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla başbakanı Davud Han'ı görevden aldı. Ancak Davud Han 1973'te Sovyetler'in desteğiyle bir darbe yaparak Zahir Şah'ı tahttan indirdi. Sovyetler hemen yetiştirmiş oldukları adamlarını Afganistan'ın önemli kilit noktalarına getirmeye başladılar. Bundan rahatsız olan Davud Han bazı marksistleri tutuklattı. Bunun üzerine ordudaki marksist subaylar 1978 Nisan'ında Davud Han'a karşı bir darbe gerçekleştirerek onu öldürdüler ve yerine hapse attığı marksist lider Nur Muhammed Teraki'yi geçirdiler. Teraki sert bir marksist politika izlemeye başladı. Bu durum ülkede silahlı isyanlara yol açtı. Teraki'nin politikasına karşı çıkan Hafizullah Emin Eylül 1979'da bir darbe gerçekleştirerek onu öldürdü. Sovyet yönetimi istemedikleri kişi olan Hafizullah Emin'i görevden almak ve ülkede hâkim kılınmaya çalışılan komünist rejime karşı başlamış olan isyanları bastırmak amacıyla 27 Aralık 1979'da Afganistan'a doğrudan askeri müdahalede bulundu. Sovyet güçleri müdahaleden sonra Hafizullah Emin'i görevden alarak yerine Babrak Karmal'ı geçirdiler. Ancak onların müdahaleleri isyanları bastırmaya yetmedi. Aksine İslâm'ın cihad ruhuyla her tarafa yayılan halk direnişi daha da şiddetlendi. Sovyet işgalinden sonra ülkedeki direniş bir iç savaşa dönüştü. Sovyet yönetimi İslâmi direniş karşısında başarısız kalan Babrak Karmal'ı 1987'de görevden alarak yerine Muhammed Necibullah'ı geçirdi. Sovyetler'in dağılmasıyla birlikte arkasındaki desteği tamamen kaybeden Necibullah mücahidlerin karşısında daha fazla dayanamayacağını anlayınca çareyi Kabil'de mücahidlerle görüşmelerde bulunabilecek bir yönetim oluşturup kaçmakta buldu. Necibullah'ın kaçmasından sonra mücahitlerin Kabil'e girmeleri ve hakimiyeti ele almaları fazla zaman almadı. Bu gelişmelerin ardından 28 Nisan 1992 tarihinde Sıbğatullah Müceddidi'nin başkanlığındaki Geçici Konsey yönetimi devraldı. Geçici Konsey'de başbakanlığa da Hizbi İslami'nin ileri gelenlerinden Abdussabur Ferid getirildi. Ancak Afganistan'da İslâmi bir yönetimin işbaşına gelmesinden dolayı endişeye kapılan Batı basını derhal devreye girerek mücahitler arasında geçmişte ortaya çıkmış bazı ihtilafları kullanmaya başladı. Öte yandan Hizbi İslâmi'ye bağlı birliklerin Kabil'i sıkıştırdığı bir sırada Cemiyeti İslâmi'nin önde gelen komutanlarından Ahmedşah Mes'ud'un Kâbil yönetimiyle anlaşarak bazı şartlarla şehri tek taraflı teslim alması geçmişteki ihtilafların daha da kökleşmesine yol açtı. Çünkü Hizbi İslâmi lideri Hikmetyar Kabil yönetiminin şartsız olarak teslim olmasını istiyordu. Daha sonra Geçici Konsey'in yapısı ve bu konseyden yönetimi devralacak hükümetin nasıl belirleneceği konusu üzerinde de ihtilaflar çıktı. Hikmetyar Kabil yönetiminin önce Cemiyeti İslami Hizbi İslami ve İttihadi İslami gibi Kabil çevresinde faaliyet gösteren mücahit birliklerinin komutanlarından oluşturulacak bir konseye devredilmesini ve ardından kısa sürede seçime gidilmesini istiyordu. Diğer mücahit grupları ise seçim için şartların elverişli olmadığını ileri sürerek buna yanaşmadılar. Bu ve benzeri ihtilaflar mücahit grupları arasında silahlı çatışmalara yol açtı. Geçici Konsey'in başkanı ve kurulan Afganistan İslâm Cumhuriyeti'nin geçici cumhurbaşkanı Sıbğatullah Müceddidi belirlenen sürenin bitiminde 28 Haziran 1992'de görevi Cemiyeti İslami'nin lideri Burhaneddin Rabbani'ye devretti. Rabbani'nin cumhurbaşkanlığı devralmasından sonra muhalif mücahit grupları arasında da bir ateşkes anlaşması imzalandı. Ancak bir süre sonra çatışmalar yeniden başladı. Hizbi İslami'nin tutumu dolayısıyla cumhurbaşkanı Rabbani de Hizbi İslami'nin ileri gelenlerinden olan başbakan Abdussabur Ferid'i görevden aldı. Bu olaylardan sonra çatışmalar daha da şiddetlendi. Çeşitli aracılıklar sonunda sağlanan ateşkesler ve geniş çaplı bir anlaşma sonunda Hizbi İslâmi lideri Hikmetyar'ın başbakanlığa getirilmesiyle belli dönemlerde silahlı çatışmalar durduysa da kesin bir anlaşma sağlanamadı. Hikmetyar daha sonra can güvenliği olmadığı gerekçesiyle Kâbil'den ayrıldı. İşte bu ihtilafların ve kavgaların devam ettiği bir sırada Taliban hareketi ortaya çıktı. İlk çıkışında gündeme getirdiği gayesi "kardeş kanı dökülmesinin önüne geçerek yaşanan iç krize son vermek"ti. Ancak çok geçmeden kendisi de çatışmada bir "taraf" niteliği kazandı. Dolayısıyla o da kardeş kanı akıtan bir grup haline geldi. Taliban hareketi ilk çıktığında çok fazla dikkat çekmemişti. Ancak kısa zamanda geniş bir alan üzerinde etkili olunca ve Rus işgaline karşı yürütülen mücadelenin başından beri varlığını hissettiren bazı hareketler karşısında üstünlük sağlayınca dikkatleri üzerine çekti. Hareketin bu başarısıyla birlikte hakkında değişik iddialar da basın yayın organlarına yansımaya başladı. Tâliban ortaya çıkışından yaklaşık iki yıl sonra 27 Eylül 1996'da Kâbil'i ele geçirmeyi başardı. Tâliban'ın hızlı ilerleyişinde ve başarısında ABD ve Pakistan desteğinin rolünü göz önüne almak gerekir. Hatta bazı yorumcular bu gelişmeye: "Amerika'nın radikal İslâmcılığa gelenekçi İslâm anlayışını kullanarak darbe vurması" olarak bakıyorlardı. Ancak zamanla Taliban'la Amerika'nın arasında da değişik pürüzler ortaya çıktı. Bugün Afganistan gerçeği her yönden çetrefil bir durum arz etmektedir. Temennimiz bu çetrefilliğin son bularak Müslüman Afganistan halkının özlediği İslami düzene istikrara ve huzura kavuşmasıdır. İslami Hareket: Afgan halkı İslâmi kimliğini korumaya oldukça özen göstermiş bir halktır. Ema¤¤¤¤ah Han'ın reformlarına sert tepki göstermesi de bu yüzdendi. Afganistan'da İslâm'ı devlete hâkim kılmayı amaçlayan örgütlü çalışmalar ilk önce Kâbil Üniversitesi'nde başladı. Afganistan İslâmi hareketi Müslüman Kardeşler hareketinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Müslüman Kardeşler'in düşüncesini bu ülkeye taşıyan da Mısır'da eğitim gördükten sonra Kâbil'de Şeriat Fakültesi dekanlığı yapan Prof. Gulam Muhammed Niyazi olmuştur. Daha sonra aralarında Prof. Burhaneddin Rabbani ve Sıbğatullah Müceddidi'nin de bulunduğu bir grup öğretim görevlisi cemiyet kurarak İslâmi faaliyetleri hızlandırdılar. Davud Han'ın ülkede komünist düşünceyi yayma çabalarına karşı İslâmi kimlik sahibi öğrenciler ve aydın kesim de sistemli bir çalışma içine girdiler. Sovyetler'in askeri müdahalesinden önce Sovyet yanlısı yönetimle mücadele etmek için Müslüman halkın bir kısmını bünyesinde toplayan ilk mücahit grupları Gulbeddin Hikmetyar'ın liderliğindeki Hizbi İslâmi'yle Prof. Burhaneddin Rabbani'nin liderliğindeki Cemiyeti İslâmi'dir. Hizbi İslâmi daha çok gençler ve üniversiteli kesim üzerinde etkili olmuştu. Bu iki örgüt Sovyet işgalinden sonra da cihadın başını çeken örgütler olmuştur. Her iki örgüt de cihad esnasında disiplinli ve askeri düzene göre hareket eden birlikler oluşturdu. Sovyet işgalinden sonra cihad için halkı örgütlendiren daha başka gruplar da ortaya çıktı. Bunlar: Abdurabbiresul Seyyaf liderliğindeki İttihadi İslâmi Mevlevi Yunus Halis liderliğindeki Hizbi İslâmiyi Halis Mevlevi Muhammed Nebi liderliğindeki Hareketi İnkılabi İslâmi Seyyid Ahmed Geylani liderliğindeki Mehazi Milli İslâmi Sıbğatullah Müceddidi liderliğindeki Cepheyi Necâtı Milli'dir. Şii halkı örgütlemek için kurulmuş olan mücahit grupları da şunlardır: Hareketi İslâmi Sazmanı Nasr Pasdaranı Cihadi İslâmi. Bunlar İran'ın desteklediği şii hareketleridir. Ayrıca İran tarafından tasvib edilmeyen Şurayi İnkılabi İttifaki İslâmi ve Afganistan Mustaz'af Mücahitler Örgütü adlı şii örgütleri kurulmuştur. Bunların dışında da bazı küçük mücahit grupları kuruldu. Afganistan'daki İslâmi harekette ve dini hayatta tasavvufun da önemli etkinliği vardır. En yaygın tarikatlar Kübreviyye Kadiriyye Sühreverdiyye Şuttariyye Çiştiye ve Nakşibendiyyedir. Ekonomi: Afganistan bir tarım ve hayvancılık ülkesidir. Tarım ve hayvancılıktan elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 53'tür. Çalışan nüfusun % 61'i tarım alanında iş görmektedir. Ülkenin önemli bir kısmı dağlık olmasına rağmen ırmaklardan en yüksek derecede yararlanılmaya çalışılmakta ve böylece sulu tarıma ağırlık verilmektedir. Bununla birlikte ekilebilen arazinin sadece yarısı sulanmaktadır. Afganistan'ın demir çinko kurşun petrol berilyum ve yakut gibi yeraltı kaynaklarına sahip olduğu bilinmekte ancak nakil zorluğundan dolayı yeterince işletilememektedir. Hindukuş dağlarının kuzey yamaçlarında kömür üretimi yapılmaktadır. Kuzey Afganistan'da doğal gaz üretilmektedir. Kişi başına düşen milli gelir: 220 dolar.
Geçer Dediklerimi Geçirdim ! Biter Dediklerimi Bitirdim ! Nefret Ettiklerimi Sildim , Silkindim Yeter Dedim ! Geride Bıraktıklarım Hesap Sormaya Kalkmasın O Yüzden Bana . Farkında Olduğum İçin Var Oldunuz , Vazgeçtiğim İçin Bugün Yoksunuz.... O Yüzden Siz Ne Yapın Biliyor Musunuz ? Bir Daire Çizin , İçine Girin Ve Kendi Çapınızda !!............Eğlenin .............!!! |
|
|
|
#2 (permalink) |
Verdiği Teşekkürleri: 1.826
Aldığı Teşekkürleri 2.150
Durumu : Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 2.819
Konular:
913
Rep : ![]() İletisim :
|
İslam Coğrafyası Dökümanlar
Cezayir
Bilindiği üzere Cezayir uzun süreden beridir yaşanan iç kargaşa sebebiyle sürekli gündemde olan ülke. En son cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte bu ülke yeniden gündeme geldi. Biz de bu sayımızda bu ülkeyi değişik yönleriyle tanıtmaya çalışacağız. Resmi adı: Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Başkenti: Cezayir (Nüfusu: 2 milyon) Yüzölçümü: 2.381.741 km2 (Bunun % 84'ü genellikle çöl ve vahalardır. Buralarda nüfus yoğunluğu çok düşüktür) Nüfusu: 32.000.000 (1999 tahmini) Etnik yapı: % 78 Arap % 20 Berberi % 1'e yakın Fransız % 1'den daha az oranda yahudi bulunmaktadır. Az sayıda da Osmanlı döneminden kalma Türkler vardır. Dil: Şu anki resmi dili Arapça'dır. Ancak yakın zamana kadar resmiyette Fransızca birinci sırada geliyordu. Halkının % 90'dan fazlası Fransızca'yı bilir. Berberiler kendi etnik dillerini konuşurlar. Ancak Berberice bir eğitim ve kültür dili olarak kullanılmamaktadır. Din: Resmi din İslam'dır. Halkın % 99'a yakını Müslümandır. Kalan nüfusu katolik hıristiyanlar ve az sayıdaki yahudiler oluşturur. Müslümanların büyük çoğunluğu Sünnidir. Sünnilerin de geneli Maliki az bir kısmı Hanefidir. % 0.5 oranında da İbadiler bulunmaktadır. İbadiler haricilerin hayatta kalan tek kollarıdır. Coğrafi durumu: Bir kuzeybatı Afrika (Mağrib) ülkesi olan Cezayir kuzeyden Akdeniz doğudan Tunus ve Libya güneydoğudan Nijer güneybatıdan Mali ve Moritanya batıdan Fas ile çevrilidir. Topraklarının % 16'sı tarıma elverişlidir. Bu nitelikteki toprakların büyük bir kısmı ve illerin 31'i Akdeniz ikliminin etkisinde olan ve ülke topraklarının sadece % 16'sını oluşturan Kuzey Cezayir'dedir. Sahil uzunluğu yaklaşık 1.000 km'yi bulmaktadır. Ülkenin en büyük şehirleri de kıyı şeridindedir. Kuzeyde Akdeniz iklimi güneyde çöl iklimi hakimdir. Yönetim şekli: Cezayir'de her ne kadar ara sıra seçimler yapılıyorsa da halen 16 Ocak 1992'de yönetime el koyan askeri cunta işbaşındadır. Sivil yönetim her bakımdan askeri cuntanın kontrolünde ve güdümündedir. Tarihi: Cezayir M. VII. asrın ortalarından sonra İslam orduları tarafından fethedilerek İslam devletinin topraklarına katıldı. Daha sonra çeşitli hanedanlıkların hakimiyetinde kalan Cezayir 1517'de Barbaros Hayrettin Paşa (Hızır Reis) ile kardeşi Oruç Reis tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Aynı yıl Osmanlı Cezayir eyaleti kuruldu. Bu eyalet 1830 yılına kadar ayakta kaldı. 1830 yılının Temmuz ayında Fransızlar Cezayir'i işgal ettiler. Fransızlar burayı kurmak istedikleri Büyük Fransız İmparatorluğu'nun bir parçası haline getirmeyi amaçlıyorlardı. Bunun için Cezayir'in Müslüman halkını hıristiyanlaştırmak ve kendilerini tamamen Fransız kültürüne adapte etmek istiyorlardı. 1830'da Cezayir'de Avrupa'nın en büyük misyonerlik merkezi olan Beyaz Papazlar Cemiyeti kuruldu. Bu cemiyet Cezayir halkını elli yıl içinde hıristiyanlaştırmayı amaçlıyordu. Ama Cezayir halkının dinine bağlılığı onların başarısını engelledi. Fransız işgaline karşı ilk bağımsızlık mücadelesini işgalin ikinci yılında Emir Abdülkadir başlatmıştır. Emir Abdülkadir işgalcilere karşı 14 yıl mücadele etti ve 23 Aralık 1947'de Fransızlar tarafından tutuklandı. Sonraki yıllarda da işgale karşı ayaklanmalar ve bağımsızlık mücadeleleri oldu. Ancak Fransız işgalciler bütün bu hareketleri şiddetle ve zulümle bastırdılar. Sadece 5 Ağustos 1945 tarihinde Fransızlar bir gün içinde 45 bin Cezayirlinin canına kıymışlardır. Fransız işgaline karşı ikinci bağımsızlık savaşı 1954 yılında başladı. Bu savaş Milli Kurtuluş Cephesi'nin öncülüğünde başlatıldı. Milli Kurtuluş Cephesi Cezayir halkının şuurlandırılmasında önemli etkinliği olan Cemiyeti Ulema'nın öncülüğünde oluşturulmuştu. Cephe Kasım 1954'te yayınladığı ilk bildirisinde amacının Cezayir'i işgalden kurtararak bu topraklar üzerinde İslam esaslarına göre şekillenen bağımsız bir devlet kurmak olduğunu bildirdi. Sekiz yıl süren bağımsızlık savaşı süresince bir buçuk milyon Cezayirli Müslüman işgalciler tarafından şehid edildi. Milli Kurtuluş Cephesi 1958'de geçici bir hükümet oluşturdu. 5 Temmuz 1962'de de bağımsızlık ilan edildi. Müslümanların sekiz yıl süren kararlı mücadeleleri karşısında işgalciler bu ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Ancak bağımsızlık sonrasında cihadın başlangıcında belirlenen hedeflerle bağdaşmayan olumsuz gelişmeler oldu. Fransa'nın oyunuyla Milli Kurtuluş Cephesi içinde yer alan Müslüman ilim adamları tasfiye edildi ve Batıcı laik düşünce sahipleri öne geçti. Bağımsızlık sonrasında geçici bir süre cumhurbaşkanlığı yapan Ferhad Abbas'ın arkasından 15 Eylül 1963'te Ahmed bin Bella cumhurbaşkanlığına getirildi. Ahmed bin Bella 19 Haziran 1965'te gerçekleştirilen bir darbeyle cumhurbaşkanlığından uzaklaştırıldı ve yerine sosyalist Batıcı bir anlayışa sahip olan Albay Huvari Bumedyen geçti. Huvari Bumedyen ülkede katı bir totaliter baskı rejimini hakim kıldı. Bumedyen'in dönemi onun Aralık 1978'de ölmesiyle kapandı. Yerine yine sosyalist bir anlayış sahibi olan Şazeli bin Cedid seçildi. Sosyalist rejime karşı değişik zamanlarda ayaklanmalar oldu. Bunların en etkinlerinden biri 1982 ayaklanmasıdır. Ancak bu ayaklanma zor kullanılarak bastırılmıştır. İkinci büyük ayaklanma ise 5 Ekim 1988'de başladı ve bir hafta sürdü. Bu ayaklanma dolayısıyla hükümet güçleriyle halk arasında meydana gelen çatışmalarda en az beş yüz kişi öldü. Hükümet bu ayaklanmayı zorla bastıramadı ve bazı önemli vaadlerde bulunmak suretiyle ancak halkı yatıştırabildi. Hükümetin en önemli vaadi ise çok partili demokratik hayata geçmekti. Hükümet yaptığı vaadler doğrultusunda yeni bir anayasa metni hazırla***** 23 Şubat 1989'da halkoyuna sundu. Yeni anayasa ülkenin sosyalist niteliğini kaldırıyor ve İslam'ı devletin resmi dini olarak kabul ediyordu. Aynı zamanda birden fazla siyasi partinin ve siyasi amaçlı derneklerin kurulmasına imkan tanıyordu. Bunun gibi daha birçok önemli değişiklikler içeriyordu. Yeni anayasa halkın çoğunluğunca onaylanarak yürürlüğe kondu. Arkasından yeni siyasi partiler kuruldu ve 12 Haziran 1990'da ilk çok partili yerel seçimler yapıldı. Bu seçimlerde İslami Kurtuluş Cephesi (FIS) oyların % 55'ini alarak birçok yerde yerel seçimleri kazandı. Arkasından 26 Aralık 1991'de ilk çok partili genel seçimlerin birinci turu gerçekleştirildi. FIS bu seçimlerde de büyük başarı gösterdi. Resmi kaynaklara göre oyların % 55'ini kendi kaynaklarına göreyse % 80'ini aldı. İslami Selamet Cephesi'nin gösterdiği başarı Cezayir'de önemli çıkarları olan Fransa başta olmak üzere bütün Batılı güçleri rahatsız etti. Bu yüzden tek çare olarak Cezayir ordusunu harekete geçirme yoluna başvurdular. Sonuçta ordu 16 Ocak 1992'de yani seçimlerin ikinci turunun yapılacağı tarihe beş gün kala gerçekleştirdiği darbeyle yönetime el ko***** seçimlerin ikinci turunu iptal etti ve genel başkan Prof. Abbasi Medeni başta olmak üzere FIS ileri gelenlerinin çoğunu tutuklattı. Cunta yönetimi daha önce mahalli seçimleri kazanarak işbaşına gelen FIS mensubu belediye başkanlarını ve belediye meclisi üyelerini de görevden aldıktan sonra pek çoğunu tutuklattı. İlk tutuklama kampanyasında tutuklanan FIS mensuplarının sayısı altı bini aştı. Bunların pek çoğu 45 derece sıcaklık altındaki toplama kamplarına gönderildi. Sonraki dönemlerde ortaya çıkan bazı olaylar ve birtakım provokasyonlar vesilesiyle de çok sayıda FIS mensubu tutuklandı. Cunta Mart ayında da FIS'ı tamamen kapattığını açıkladı. General Halid Nezzar'ın başkanlığındaki askeri cunta Yüksek Devlet Konseyi adıyla bir konsey oluşturdu. Bu konseyin başkanlığına da 29 yıldan beri Fas'ta sürgün hayatı yaşamakta olan Muhammed Budiyaf'ı getirdi. Cunta yönetimi önce FIS ileri gelenlerinden 13 kişi hakkında idam istedi. Ancak birkaç ertelemeden sonra Temmuz ayı ortalarında gerçekleştirilen duruşmada askeri mahkeme FIS genel başkanı Abbasi Medeni ile yardımcısı Ali Belhac'ı 12'şer yıl diğer FIS liderlerini de 4 ile 6 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırdı. Yüksek Devlet Konseyi başkanı Muhammed Budiyaf 29 Haziran 1992 tarihinde orduda görevli Lembarek Binmaraf adında bir teğmen tarafından öldürüldü. Yolsuzluk davaları yüzünden başbakan Seyyid Ahmed Gazali ile ve bazı generallerle arası açılan Budiyaf'ın öldürülmesi olayı başlangıçta İslami Cephe'ye yüklendi. Ancak araştırmalar sonunda cinayeti işleyen subayın İslami Cephe'yle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı ortaya çıktı. Budiyaf'tan sonra Yüksek Devlet Konseyi başkanlığına Ali Kafi getirildi. Cunta yönetiminin kapattığı İslami Selamet Cephesi'nin ileri gelenleri Ali Kafi'nin başkanlığındaki yeni yönetime diyalog çağrısında bulundularsa da yönetim diyaloğa yanaşmak istemedi. Ancak cunta yönetimi daha sonra bir çıkmaz sokağa girdiğini anladı ve İslami Hareket mensuplarıyla bir uzlaşma yolu aramaya başladı. Bu yüzden ordu sertlik yanlısı hükümeti 11 Nisan 1994 tarihinde istifaya zorla***** yerine daha ılımlı bir hükümet oluşturdu. Ancak yeni hükümet de bazı siyasi oyunlara başvurmak dışında hiçbir uzlaşmacı girişimde bulunmadı. 1996'da göstermelik olarak bir referandum gerçekleştirilerek yeni bir anayasa yürürlüğe kondu. Cuntanın açıklamalarına göre referandumda oy kullananların % 86'sı "evet" oyu vermişti. Ardından 5 Haziran 1997 tarihinde yine göstermelik bir parlamento seçimleri gerçekleştirildi. Seçimlere birden fazla partinin katılmasına izin verildi ama favori cuntanın desteklediği Cezayir Ulusal Demokratik Birlik Partisi'ydi. Seçimler dürüstçe ve demokratik bir ortamda yapılmadığından sonuçlar da cuntanın istediği şekilde oldu. En son olarak da 15 Nisan 1999 tarihinde yine göstermelik bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı ki bu seçimlerden geçen ayki sayımızda ayrıntılı olarak söz etmiştik. Bu seçimlerde de cuntanın desteklediği Abdülaziz Buteflika'nın kazandırılacağı önceden belli olduğundan diğer adaylar figüran olmak istemediklerini ilan ederek adaylıktan çekildiler ve Buteflika tek aday olarak girdiği seçimlerde cumhurbaşkanlığına seçildi daha doğru bir ifadeyle tayin edildi. İslami Hareket: İşgalcilerin ve bağımsızlık sonrasında kurulan Batı kontrollü sosyalist düzenin bütün baskı ve zulümlerine rağmen Cezayir'de İslami hareket her zaman canlı ve güçlü olmuştur. Bunun çeşitli sebepleri var. Ancak ilim adamlarının çalışmaları en başta zikredilmesi gereken unsurdur. Emir Abdülkadir vaaz ve irşad çalışmalarıyla hıristiyan misyonerlerin yıkıcı faaliyetlerinin önüne geçen Şeyh Abdülhamid bin Badis Şeyh Abdüllatif ünlü düşünür Malik bin Nebi ve Şeyh Ahmed Sahnun Cezayir halkının şuurlanmasında hizmeti geçmiş ilim adamlarından bazıları. 1989 anayasasının siyasi amaçlı dernek ve cemiyetlerin ve iktidarı elinde tutan Milli Kurtuluş Cephesi dışında siyasi partilerin kurulmasına müsaade etmesinden yararlanmak isteyen İslami hareket mensupları bu alana girmeye karar verdiler. Önce Kasım 1988'de İrşad ve Islah Cemiyeti kuruldu. Cemiyetin başına Cezayir'in tanınmış ilim adamlarından ve Müslüman Kardeşler cemaatinin Cezayir temsilcisi Mahfuz en-Nahnah getirildi. Bunun arkasından Şubat 1989'da İslam'a Davet Birliği kuruldu. Bunun başına da bağımsızlık savaşında önemli rol oynamış bir ilim adamı olan Ahmed Sahnun getirildi. Mart 1989'da da Prof. Abbasi Medeni'nin liderliğinde İslami Kurtuluş Cephesi (FIS) ortaya çıktı. Başlangıçta İslami tebliğ ve davet çalışmaları yürütmeyi amaçlayan İrşad ve Islah Cemiyeti daha sonra siyasi partiye (İslami Toplum Partisi'ne) dönüştürülmüştür. İslami oluşumlar sosyal faaliyetlerin yanı sıra siyasi faaliyetlere de girmişlerdir. İslami çizgideki siyasi oluşumlar hakkında bazı özet bilgiler verelim: İslami Selamet Cephesi: Prof. Abbasi Medeni'nin liderliğinde 11 Mart 1989'da kuruluş çalışmalarını başlattı. Resmi olarak kuruluşunu 12 Eylül 1989'da gerçekleştirdi. Gerek 12 Haziran 1990'da gerçekleştirilen yerel seçimlerde ve gerekse 26 Aralık 1991'de gerçekleştirilen genel seçimlerdeki başarısıyla dikkatleri üzerine çekti. Bu parti Mart 1992'de cunta yönetimi tarafından kapatıldı. İslami Toplum Partisi: Müslüman Kardeşler cemaatinin Cezayir kanadının lideri durumundaki Mahfuz Nahnah'ın başkanlığında kuruldu. Bu partinin adı daha sonra Barışçı Toplum Partisi olarak değiştirilmiştir. Başkanlığını da halen Mahfuz Nahnah yapmaktadır. İslami Uyanış (Nahda) Partisi: İslami siyasi oluşumlar içinde üçüncü sırada gelen bu hareketin liderliğini Abdullah Cabullah yapmaktadır. Bunların yanı sıra özellikle cuntanın baskı uygulamalarına tepki olarak bazı silahlı gruplar da ortaya çıktı. Ancak bunlardan bazıları provokasyonlara açık olduğundan cunta onların adlarını halka yönelik katliamlarında kullandı. Cuntanın katliamlarında adı kullanılan silahlı grupların başında ise GIA geliyordu. Şimdi bu gruplardan da kısaca söz edelim: GIA (Silahlı İslami Grup): Bu ülkedeki silahlı grupların en radikali olarak bilinen bu hareket 1992'de ortaya çıktı. Şimdiye kadar birçok silahlı eylem gerçekleştiren bu hareket ülkedeki diğer İslami oluşumlara karşı da sert bir tutum izlemekte hatta bazılarını tekfir etmektedir. Hareketin bu tutumu kendi içinden de birtakım sorunlar yaşamasına ve bazı kopmalara yol açmıştır. Hareketin kuruluş merhalesindeki liderliğini Cemal Zeytuni olarak bilinen Ebu Abdirrahman Emin yaptı. AIS (İslami Kurtuluş Ordusu): Daha önce sadece siyasi faaliyet yürüten ve geniş halk tabanının desteğine rağmen iktidara gelmesi darbeciler tarafından önlenen İslami Selamet Cephesi'nin askeri kanadı olarak ortaya çıktı. 1992 ortalarında ortaya çıkan AIS'in genel komutanlığını Medeni Mirzak yaptı. MIA (Silahlı İslami Hareket): Abdulkadir Şebuti'nin önderliğinde faaliyetlerini yürüten bu hareket darbecilerin iktidara el koymalarından kısa bir süre sonra ortaya çıktı ve çeşitli silahlı eylemler gerçekleştirdi. FIDA (Cezayir Cihadı İçin İslami Cephe): Bu cepheyi 1994'te GIA'dan ayrılanlar kurmuşlardır. Darbecilerin yanında yer alan bazı yazarların ve basın mensuplarının öldürülmesi gibi birtakım ferdi eylemler gerçekleştirdiler. İslami Devlet Hareketi: İlk önce 1992'de ortaya çıktı. 13 Mayıs 1994'te gerçekleştirilen bir anlaşmayla GIA'ya katıldı. Ancak daha sonra aralarında ihtilaf çıkması yüzünden bu hareketten ayrıldı. Hareketin liderliğini Said Mahlufi yapmaktadır. Cezayir'deki silahlı gruplarda böyle bir dağınıklığın yaşanmasının yanı sıra İslami temellere oturtulmuş bir "hareket ve eylem fıkhı"nın da olmadığını kabullenmek zorundayız. Bu eksiklik eylemlerin kitle tabanında olumsuz etki yapmasına ve tabanın yukarıda zikredilen gruplara olumsuz bakmasına yol açmaktadır. |
|
|
|
#3 (permalink) |
Verdiği Teşekkürleri: 1.826
Aldığı Teşekkürleri 2.150
Durumu : Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 2.819
Konular:
913
Rep : ![]() İletisim :
|
İslam Coğrafyası Dökümanlar
Endonezya
Giriş İslam aleminin nüfusça en kalabalık ülkesi olan Endonezya uzun süreden beridir iç karışıklıklara şahit olmaktadır. Bu yüzden uzun süreden beridir gündemde olan bir İslam ülkesidir. Biz de dergimizin bu sayısının İslam coğrafyası bölümünde bu ülkeyi tanıtıyoruz. Genel Bilgiler Resmi adı: Endonezya Cumhuriyeti Başkenti: Jakarta (Nüfusu: 12 milyon) Yüzölçümü: 1.919.443 km2 Nüfusu: 215 milyon (1999 tahmini). Halkın % 31'i şehirlerde yaşamaktadır. Etnik yapı: Endonezya halkı çok çeşitli etnik unsurlardan meydana gelmektedir. Bu etnik unsurların başta gelenleri oran sıralamasına göre şunlardır: Javalılar: % 33.55 orana sahiptirler yani Endonezya nüfusunun üçte birini oluştururlar. Çoğunlukla Java adasında yaşamaktadırlar. Endonezya'nın resmi dili olan Bahasa dilini konuşurlar. % 90'ı Müslümandır. Sundanlılar: % 15.70 orana sahiptirler. Çoğunlukla Java adasında yaşamaktadırlar. Malezya - Polinezya dil grubuna ait olan ve Sundanca denen bir dil konuşurlar. % 98'i Müslümandır. Maduralılar: % 6.65 orana sahiptirler. Çoğunlukla Madura adasında yaşarlar. Cava diline yakın olan ve Madura dili adı verilen bir dili konuşurlar. % 95'i Müslümandır. Malaylar: Malezya kökenli bir etnik unsurdur. % 5 orana sahiptirler. % 99'u Müslümandır. Bunların yanı sıra Minangkabula Bugiler Açeliler Benjar Kuntanlılar Makassarlar Sasaklar başta olmak üzere çok değişik etnik unsurlar yaşamaktadır. Dil: Devletin resmi dili Bahasa Endonezya dilidir. Ancak halk arasında 250'den fazla yöresel dil konuşulmaktadır. İngilizce de geçerli bir dildir. Din: Devlet İslam hıristiyanlık hinduizm ve bazı küçük toplulukların bağlı olduğu tabiat dinlerini resmi din olarak kabul etmiştir. Ancak halkın % 87'si Müslümandır. Müslümanlar genellikle sünni hanefidir. Geriye kalan nüfusun % 4.5'i hıristiyan % 4.5'i brahmanist % 1'i hinduist % 0.8'i budist diğerleri de tabiat dinleri mensuplarıdır. Hıristiyanların üçte bire yakını katolik diğerleri protestandır. Dış problemleri: Endonezya Borneo adasındaki Sarawak ve Sabah eyaletlerinin Malezya'ya verilmesine razı olmadı. Bu konu geçmişte iki ülke arasında savaşa da vesile oldu. Bugün bu konu biraz küllenmiş gibi görünse de iki ülke arasında mesele olmaya devam etmektedir. İç problemleri: Sumatra adasında İslam'ın yüzyıllar boyunca tarlığını yapmış olan Açe halkı Hollanda sömürgeciliğinin bir devamı olarak gördükleri Endonezya sömürgeciliğine karşı çıkmakta ve kendi bağımsız devletlerini kurmak için mücadele etmektedirler. Açe halkı bu amaçla Açe Sumatra Milli Kurtuluş Cephesi adıyla bir örgüt kurdu. Bu cephe 4 Kasım 1976'da yayınladığı bir bildirgeyle Açe Sumatra'nın bağımsızlığını ilan etti ve cephenin lideri Dr. Tungku Hasan di Tiro'nun liderliğinde bağımsız bir hükümet kurduğunu açıkladı. Ancak Endonezya hükümeti sahip olduğu dış desteğe ve askeri güce dayanarak bu hükümete hayat hakkı tanımadı. Ama Açe Sumatra halkının bağımsızlık mücadelesi sona ermemiştir. Açeliler Endonezya milliyetçiliğini benimsememekte kendi inançlarına göre şekillenen bir yönetime kavuşma arzusu taşımaktadırlar. Bu konu Endonezya yönetiminin sürekli başını ağrıtan bir meseledir. Endonezya daha önce Portekiz sömürgesi olan Doğu Timor'u 1975'te kendi topraklarına kattı. Ancak burada Endonezya yönetimine karşı bir ayaklanma ortaya çıktı. Hükümet ayaklanmanın lideri Jose Gusmao'yu geçtiğimiz yıllarda tutukladıysa da bölgedeki karışıklıklar durmadı. BM Endonezya'nın Doğu Timor'u ilhak kararını tanımıyor. Sömürgeci güçler Endonezya halkının Suharto'yu tahttan indirmesinden sonra Doğu Timor meselesini yeniden kaşımaya ve buradaki hıristiyanları ayaklanmaya teşvik etmeye başladı. Sömürgeci güçlerin bu tahrikleri Endonezya'nın bazı bölgelerinde birtakım iç karışıklıkların ve etnik çatışmaların meydana gelmesine yol açtı. Bu iç karışıklıklar hala durulmuş değil. İslami Hareket: Bugün Endonezya halkının % 87'si Müslüman olarak değerlendirilse de bu oran İslam'ı gereği gibi anlayıp yaşayabilenlerin oranı değildir. Bu gerek sömürge döneminde gerekse bağımsızlık sonrasında izlenen cahilleştirme yozlaştırma ve halkı İslam'dan uzaklaştırma politikasının bir sonucudur. Ancak dinine bağlı olanlar da az değildir. Özellikle son yıllarda İslami şuurlanma daha da hız kazanmış ve bütün camiler cemaatlerle dolup taşmaya başlamıştır. Bunun yanı sıra halkı yeniden İslami kimliğine kavuşturma ve İslam'ı devlete hakim kılma amacı taşıyan örgütler ve cemaatler de bulunmaktadır. Bunlar hakkında özet bilgiler vereceğiz. Önce bu ülkedeki İslami hareketin yakın geçmişinden kısaca söz edelim: 1921'de sömürgecilere karşı Serikat İslam (İslam Birliği) adında bir örgüt kuruldu. Başlangıçta güçlü olarak yola çıkan bu hareket Hollandalıların çıkardığı fitneyle bölündü ve gücünü kaybetti. Bu hareket 1930'da Endonezya İslami Birlik Partisi (PSII) adını aldı ve bağımsızlık sonrasında da siyasi parti olarak varlığını sürdürdü. 1973'te hükümet tarafından kapatılıncaya kadar da siyaset sahnesinde kaldı. 1926'da kurulan Nahdatu'l-Ulema (Alimler Dirilişi - NU) başlangıçta siyasetten uzak duruyor ve "iyiliği emir kötülükten nehiy" görevini yerine getirme amacı taşıdığını bildiriyordu. 1953'te siyasi bir parti sıfatı kazandı ve 1984'te kapatılıncaya kadar siyasi faaliyetlerini sürdürdü. NU ile aynı dönemlerde kurulan Muhammediye Cemiyeti davet çalışmalarına ağırlık vermiştir. Bugün resmi bir kimliğe sahip olmasa da aynı faaliyetlerini sürdürmektedir. Japon işgali döneminde Hizbullah adı verilen askeri gruplar oluşturuldu. Bunlar Hollandalılara karşı Japonlar tarafından eğitildiler. Ancak Hizbullah mensupları daha sonra Japonlara karşı da tavır aldılar. Japonların çekilmesinden sonra Hizbullah'ın Hollanda karşısında verilen mücadelede önemli etkinliği oldu. 1947'de adını Daru'l-İslam olarak değiştirerek askeri kanadına da Endonezya İslam Ordusu adını vererek faaliyetine devam etti. Bağımsızlık sonrası kurulan yönetim bu örgüte karşı cephe aldı ve 1960'larda da tamamen dağıttı. Bağımsızlığın ilanından sonra İslami nitelikli birçok siyasi parti kuruldu. Bunların başında Endonezya Müslümanları Şura Meclisi (MASJUMI) gelir. Bu parti tanınmış İslami hareket önderlerinden Muhammed Nasır tarafından kurulmuş ve birçok koalisyon hükümetine katılmıştır. Ancak 1967'de kapatıldı. Arkasından 1968'de Endonezya Müslümanları Partisi (PMI) kuruldu. Suharto bu partinin çalışmalarını da yasakladı. İslami amaçlı diğer partiler de hükümetçe kapatıldılar. 1940'larda kurulan ve öğrenciler arasında etkili olan İslami Öğrenciler Birliği 1985'te hükümet baskısı dolayısıyla dağıldı. Halen varlığını sürdüren İslami teşkilatların başında şu ikisi gelmektedir: Endonezya İslam Daveti Yüksek Konseyi: Muhammed Nasır'ın önderliğinde 1967'de Jakartalı ilim adamları tarafından kuruldu. Daha çok davet tebliğ ve eğitim çalışmalarına ağırlık vermektedir. Çok sayıda eğitim kurumu okul enstitü ve araştırma kurumu kurmuştur. Bunun yan ısıra Müslüman üniversite öğrencilerine burs temin etmektedir. Endonezya İslami Öğrencileri (PII): Özellikle üniversite öğrencileri arasında faaliyet yürütmekte ve öğrencilere İslami - siyasi şuur kazandırmaya çalışmaktadır. 4.5 milyon üyeye sahip olan PII'nin gençlik üzerinde etkisini gören Suharto yönetimi örgüt yöneticilerine ağır baskı yaptı ve kendini feshetmesini istedi. Daha sonra Gençlik Sorunları Bakanlığı bu örgütün meşruiyetini kaybettiği yolunda açıklama yaptı. Ancak PII bütün bu baskılara rağmen yoluna devam etti. Suharto'nun tahtından indirilmesinde İslami öğrenci hareketinin baş rolü çektiği bilinmektedir. Bunların yanı sıra devlet kontrolü dışında çeşitli cemaat faaliyetleri yürütülmektedir. Ekonomi: Endonezya'nın ekonomisi birinci derecede petrol ve doğal gaza dayanır. OPEC ülkeleri arasında 1993'te gerçekleştirilen anlaşmadan sonraki günlük petrol üretimi 1 milyon 330 bin varildir. 1993'teki petrol rezervi 8 milyar 350 milyon varil doğal gaz rezervi de 1 trilyon 374 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu. Petrol ve doğal gazdan elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 14'tür. Bununla birlikte halkın büyük çoğunluğunun geçim kaynağı tarım hayvancılık ve balıkçılıktır. Bu sektörlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 25'tir ve çalışan nüfusun % 55'i bu alanlarda iş görmektedir. Endonezya yerel kaynaklar bakımından da zengin sayılır. Kişi başına düşen milli gelir 610 dolardır. |
|
|
|
#4 (permalink) |
Verdiği Teşekkürleri: 1.826
Aldığı Teşekkürleri 2.150
Durumu : Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 2.819
Konular:
913
Rep : ![]() İletisim :
|
İslam Coğrafyası Dökümanlar
Eritre
Giriş Eritre İslam coğrafyasının bağımsızlığını yakın bir zamanda elde etmiş bir ülkesidir. Bir zamanlar Eritre'de verilen bağımsızlık mücadelesi Türkiye dahil bütün İslam alemindeki İslami oluşumların gündemindeydi. Çünkü burada komünist Etyopya sultasına karşı Eritre'deki Müslüman halkın bağımsızlık ve hürriyetlerine kavuşmaları için mücadele veriliyordu ve bu mücadele İslami bir duyarlılıkla başlatılmıştı. Ancak ne yazık ki İslam coğrafyasının daha başka bölgelerinde oynanan oyun burada da oynandı ve zaman içinde bağımsızlık mücadelesinin yönü değiştirildi. Komünist bloğun çökmesiyle birlikte Etyopya'daki diktatörlük rejiminin çökmesinden sonra Eritre bağımsızlığına kavuştu. Ancak ortaya çıkan devlet yıllarca bağımsızlık mücadelesi veren Müslüman halkın haklarını savunan bir devlet değil Doğu Avrupa'nın hatta Kızıl Deniz'e kıyısı olan ülkelerin birçoğunu rencide eden bir çıban başıydı. Bu çıban başını çağdaş sömürgeci güçler bölgede uzaktan kumandalı bir kukla yönetim oluşturmak ve onun vasıtasıyla kendilerine kafa tutanları hırpalamak için ortaya çıkarmışlardı. Bu yüzdendir ki Eritre'de ortaya çıkan yönetim Körfez savaşında Amerika'nın yanında yer alma***** Irak'a destek veren Yemen'in cezalandırılmasında kullanıldı. Bu cezalandırma işleminde Eritre Yemen'in Kızıl Deniz'deki üç adasını işgal etti. Yine Amerika'nın dümen suyuna girmeyen Sudan'ın cezalandırılmasında da Eritre'den yararlanıldı. Oysa Sudan Eritre'den kaçan bir milyon mülteciyi barındırmış Eritre'deki bağımsızlık mücadelesine de en büyük lojistik desteği vermişti. Eritre bir ara iyi geçindiği yeni Etyopya yönetimiyle de geçtiğimiz aylarda arayı açtı ve savaşa girdi. Ancak bu günlerde Eritre'nin artık tutumunu değiştirme ihtiyacı duyduğunu görüyoruz. Geçen ay Sudan'la en üst düzeyde diplomatik ilişkileri başlattığını açıkladı. Bu gelişme aynı zamanda Eritre'nin Güney Sudan'daki ayrılıkçı Sudan Halk Kurtuluş Cephesi (SPLA)'ne de desteğini çekmesi anlamına geliyordu. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki Eritre'nin özellikle yakın tarihi İslami duyarlılık taşıyanların ibret almaları gereken önemli gelişmelerle doludur. Eritre aynı zamanda tarihte adaletiyle ün salmış olan ve Mekke'deki müşriklerin zulmünden kaçan ilk muhacirlerin sığındığı ülkenin kralı Necaşi'nin yönetiminde kalmış topraklardandır. Bu açıdan İslam davetinin yayılması sürecinde özel bir yeri vardır. Biz de bu ayki "İslam Coğrafyası" bölümümüzde bu ülkeyi tanıtıyoruz Eritre Hakkında Genel Bilgiler Resmi adı: Eritre Cumhuriyeti Başkenti: Asmara (Nüfusu: 400 bin) Diğer önemli şehirleri: Keren Akordat Mitsiva Assab Nakta. Yüzölçümü: 117.400 km2 Nüfusu: 4.000.000 (1999 tahmini). Nüfusun % 15'i şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 47 yıldır. Nüfusun % 46'sını 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır. Nüfus artış hızı: % 3.1 Etnik yapı: Eritre'de en büyük etnik kitle nüfusun yaklaşık % 48'ini oluşturan Tigrinyalılardır. Tigrinyalıların büyük çoğunluğu hıristiyandır. Tigrinya dili denen bir dili konuşurlar. Yerleşik hayata geçmiş olan Tigrinyalılar genellikle hayvancılıkla ve hurda vs. ticaretiyle uğraşırlar. İkinci büyük etnik grup ise nüfusun % 31'ini oluşturan Tigrelerdir. Tigrelerin tamamı Müslümandır. Konuştukları Tigre dili Tigrinya diline yakındır. Göçebe hayatı sürmekte ve genellikle hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. Üçüncü büyük etnik grup ise nüfusun % 4.3'ünü oluşturan Afarlardır. Afarlar kendilerinin Arap kökenli olduklarına inanmaktadırlar. Kıyılarda yaşayan Afarlar çoğunlukla balıkçılıkla iç kesimlerde yaşayanlarsa genelde göçebe hayvancılıkla geçinirler. Kendilerine özel bir dilleri vardır. Afarların hepsi Müslümandır. Ancak bugünkü yaşantılarında İslâm öncesi dinlerinin izleri kısmen görülmektedir. Onlardan sonra % 3.8 orana sahip olan Becalar gelir. Çoğunluğu Sudan sınırları içinde yaşayan Becalar Kuşi dilleri grubuna giren bir dil konuşurlar. Becaların da tamamı Müslümandır. Diğer etnik unsurların başta gelenleri ise Kunamalar Agaular Saholar Naralar ve Amharalardır. Bunların arasında da Müslümanlar çoğunluktadır. Dil: Resmi dil Arapça ve Tigrinya dilidir. Halk arasında ayrıca yukarıda zikredilen etnik unsurların dilleri de konuşulmaktadır. Din: Resmi istatistik verilere göre nüfusun % 50'si Müslümandır. Müslümanların tamamı sünnidir. Geriye kalan nüfus ise hıristiyan ve çoğunluğu ortodokstur. Coğrafi durumu: Bir Doğu Afrika ülkesi olan Eritre doğudan Kızıldeniz güneyden Cibuti güneybatıdan Etyopya kuzeyden ve kuzeybatıdan ise Sudan'la çevrilidir. Başta Baraka olmak üzere sıcak dönemlerde kuruyan birkaç akarsuyu bulunmaktadır. Topraklarının yaklaşık % 11'i tarım alanı % 30'u otlak % 4'ü ormanlıktır. Kızıldeniz kıyısında tarıma elverişli araziler bulunmaktadır. Batı bölgeler nispeten dağlıktır. Eritre'de Etyopya'ya nispetle daha ılımlı ve daha yağışlı bir iklim hâkimdir. Yönetim şekli: Eritre'deki mevcut yönetimde Eritre Halk Kurtuluş Cephesi söz sahibidir. Bunda Etyopya'daki komünist rejimin zayıflamasından sonra Batılı ülkelerin ve İsrail'in bu örgütü fiilen desteklemelerinin ve silahlandırmalarının etkisi olmuştur. Bu cephenin liderliğini yapmış olan Asyas Afewerki bağımsızlık sonrasında geçici Devlet konseyi başkanlığına getirildi. Anayasanın ve sistemin belirlenmesinden sonra da cumhurbaşkanlığına seçildi ve halen bu görevi sürdürmektedir. Görünüşte çok partili bir sistemden söz edilse de uygulamada tek parti hakimiyeti söz konusudur. Eritre BM ve Afrika Birliği Örgütü üyeliğine kabul edilmiştir. İdari bölünüş: 10 idari bölgeden meydana gelmektedir. Tarihi: Eritre'de İslâm'ın tarihi Resulullah (a.s.) dönemine kadar uzanır. Mekke müşriklerinin zulmünden kaçan bazı Müslümanların Habeşistan'a sığınmaları sonucunda Habeşistan krallığının yönetimi altında bölgelerde yaşayan halk İslâm'la tanıştı ve özellikle Eritre bölgesinde birçok insan Müslüman oldu. (Bu hicretten en çok etkilenen bir halk da Somali halkıdır. Allah izin verirse Somali'yi tanıtırken bu ilk hicretin Somali'deki tesirlerinden daha ayrıntılı olarak söz edeceğiz.) Emeviler döneminde İslâm hilafetine bağlanan sonra Abbasi hilafetine tabi olan Eritre 1557 - 1885 yılları arasında da Osmanlı devletine tabi olmuştur. 1885'te İtalyanlar tarafından işgal edildi. İtalyanlar II. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkınca Eritre İngiliz sömürgecilerin eline geçti. Eritre halkı 1946'da sömürgecilerin vatanlarını terk etmeleri için BM nezdinde ve daha başka kanallardan mücadele vermeye başladı. Bu mücadelede öncülüğü Şeyh İbrahim Sultan Ali'nin liderliğindeki İslâmi Birlik (Râbıta) Partisi yürütüyordu. Ancak bazı sömürgeci güçlerin kışkırttığı hıristiyan Eritreliler Habeşistan (Etyopya) ile birleşmek istediklerini bildirdiler. O zaman Eritre halkının % 70'ini oluşturan Müslümanların bağımsızlık istemelerine rağmen BM teşkilatı hıristiyan Eritrelilerin isteklerini dikkate alarak Eritre'nin Habeşistan'la birleşmesini öngören 390 sayılı bir karar çıkarttı. Ancak Eritre'nin bağımsızlık mücadelesini organize etmek üzere oluşturulan ve liderliğini Hamid İdris Avati'nin yaptığı Eritre Kurtuluş Cephesi BM'in kararını tanıma***** 1961'de fiili mücadele başlattı. Öte yandan Habeşistan krallığı 1962'de BM'in söz konusu kararına dayanarak Eritre topraklarını kendi topraklarına kattığını açıkladı. Habeşistan krallığının bu haksız kararına rağmen lideri de savaşçıları da Müslümanlardan oluşan Eritre Kurtuluş Cephesi silahlı mücadeleye devam etti. Hıristiyan Eritreliler ise bağımsızlık mücadelesine karşı Etyopya ordusuna yardımcı oluyorlardı. Eritreli hıristiyanlar 1975'ten sonra metot değiştirerek Eritre Kurtuluş Cephesi'nin içine sızmaya başladılar. ABD ve İsrail tarafından özel olarak yetiştirilen ve kendilerine komando denen hıristiyanların asıl gayelerinin ortaya çıkması üzerine Eritre Kurtuluş Cephesi bunları tasfiye etmeye başladı. Bu kez onlar da Eritre Halk Kurtuluş Cephesi adında ayrı bir örgüt kurdular. Bu örgüt daha çok Eritre Kurtuluş Cephesi'ne karşı savaşmaya ve onun ele geçirdiği bölgeleri ellerinden almak için çarpışmaya başladı. ABD ve İsrail başta olmak üzere çeşitli sömürgeci ülkeler de örgütü silah ve para yönünden desteklediler. Bu ülkeler "insani yardım" diye Eritre Halk Kurtuluş Cephesi'ne silah yardımı yaptılar. Küba başta olmak üzere bazı komünist ülkeler de Eritre'ye asker göndererek adı geçen örgütün gerillalarının yanında çarpıştırdılar. Eritre Halk Kurtuluş Cephesi militanları ele geçirdikleri bölgelerdeki Müslümanlara ağır zulümler yapıyor mal varlıklarına el koyuyor hatta kadınlara tasallut ediyorlardı. Bununla da kalmayıp ele geçirdikleri bölgelerde İslâm ilkelerine göre yaşanmasını yasaklıyorlardı. Öte yandan 1974'te Habeşistan'daki krallık rejimini devirerek yerine komünist bir rejimi hâkim kılan ve ülkenin adını Sosyalist Etyopya olarak değiştiren yöneticilerle zaman zaman gizli görüşmeler yaptıkları oluyordu. Etyopya'daki komünist rejimin zayıflamaya başlaması üzerine sömürgeci güçlerin ve özellikle İsrail'in Eritre Halk Kurtuluş Cephesi'ne yardım ve destekleri arttı. 1991 başlarında Etyopya'daki komünist rejimin çökmesi ve Etyopya Devrimci Demokratik Halk Cephesi'nin yönetimi ele geçirmesi üzerine aynı yılın Mayıs ayında Eritre Halk Kurtuluş Cephesi gerillaları Eritre topraklarının başkenti Asmara'yı ele geçirerek bu bölge üzerindeki Etyopya hâkimiyetine son verdiler. Bu olaydan sonra geçici bir Eritre hükümeti oluşturuldu. Daha sonra 23 - 25 Nisan 1993 tarihlerinde gerçekleştirilen halkoylamasında seçmen kütüklerine kayıtlı 1 milyon 18 bin kişinin % 98'inin oy kullanması ve bunların da % 99.8'inin bağımsızlık yönünde oy vermesi üzerine 24 Mayıs 1993'te Eritre'nin bağımsızlığı ilan edildi. Bağımsızlık sonrasında üyelerini genellikle Eritre Halk Kurtuluş Cephesi mensuplarının oluşturduğu 4 yıllık bir geçiş dönemi hükümeti oluşturuldu. Bağımsızlık mücadelesinde etkili bir rol oynayan Eritre İslâmi Cihad Hareketi ise yönetimin dışında kaldı. Bu durum üzerine Eritre İslâmi Cihad Hareketi kurulan geçiş dönemi hükümetine karşı tavır alarak Eritre'nin İslâmi kimliğinin korunması için mücadeleyi sürdürmeye karar verdi. Dış problemleri: Eritre yönetiminin saldırgan tutumu sebebiyle bu ülkenin birçok komşu ülkeyle arası açılmıştır. Bunların başında ise Yemen Etyopya ve Sudan gelmektedir. Ancak Sudan'la diplomatik ilişkileri başlattığından bu ülkeyle ilişkileri iyileşme sürecine girmiş bulunuyor. Diğer iki ülkeyle arasındaki problem ise tümüyle çözüme kavuşturulmuş değildir. Yemen'le arasındaki problemin sebebi Kızıl Deniz'de bulunan ve Yemen'e ait üç adanın işgal edilmesidir. Etyopya'yla anlaşmazlığın sebebi ise sınır konusundaki ihtilaftır. Ayrıca Eritre yönetiminin İsrail'le sıkı münasebet içinde olması Ortadoğu ülkelerini rahatsız etmektedir. İç problemleri: Eritre her ne kadar Etyopya'dan bağımsız olduysa da bağımsızlık sonrasında yönetimin Eritre Halk Kurtuluş Cephesi'nin tekeline geçmesi ve bağımsızlık mücadelesinde etkin rol oynayan Eritre İslâmi Cihad Hareketi'nin saf dışı edilmesi bir iç mücadeleye yol açmıştır. Eritre İslâmi Cihad Hareketi sosyalist ve Batıcı anlayışa sahip İsrail'le yakın ilişkileri olan Eritre Halk Kurtuluş Cephesi'nin ülke yönetimini tekeline alması çok sesliliğe fırsat vermemesi geçiş sürecini bahane ederek değişik siyasi eğilimlerin kendilerini temsil edecek siyasi partiler kurmalarına imkân tanımaması karşısında silahlı mücadeleyi sürdürme kararı almıştı. Eritre nüfusunun yarıdan çoğunu oluşturan Müslüman kitle de Eritre Halk Kurtuluş Cephesi'nin devlet yönetimini tekeline almasından rahatsızdır. İslami Hareket: Eritre'deki bağımsızlık mücadelesi İslâmi anlayış sahibi kişilerin öncülüğünde başlatılmıştır. Ancak zaman içerisinde dış güçlerin oyunları ve müdahaleleri sonucunda İslâm'dan uzak kişiler bağımsızlık mücadelesinde etkin rol oynayan örgütlere sızmışlardır. Başlangıçta İslâmi bir çizgide olan Eritre Kurtuluş Cephesi'nin liderliğini sol görüşlü Abdullah İdris Muhammed'in ele geçirmesi üzerine örgütün çizgisi değişti. Bunun üzerine İslâmi anlayış sahipleri bu örgütten ayrılarak başka örgütler oluşturma gereği duydular. Bugün Eritre'deki İslâmi mücadelenin başını 2 Aralık 1988'de kurulan Eritre İslâmi Cihad Hareketi çekmektedir. Bu hareket daha önce Eritre Kurtuluş Cephesi'nden ayrılarak değişik gruplar oluşturan İslâmi anlayış sahiplerini bir araya getirmiştir. İslâmi Cihad Hareketi kuruluşundan sonra hem Eritre Halk Kurtuluş Cephesi'nin militanlarıyla hem de Etyopya askerleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Ancak Eritre Halk Kurtuluş Cephesi'nin sömürgeci güçlerce desteklenmesi ve Etyopya'daki komünist rejimin yıkılmasından sonra yönetimi ele alanların bu örgütle işbirliği yapmaları İslâmi Cihad Hareketi'nin saf dışı edilmesine imkân sağlamıştır. Ekonomi: Eritre ekonomisi birinci derecede tarım ve hayvancılığa dayanır. Nüfusun % 85'i kırsal alanda yaşamakta bunların çoğu hayvancılıkla uğraşmaktadır. Kırsal alanda yaşayanların üçte ikisi yerleşik veya yarı yerleşik hayat kalanı göçebe hayatı sürdürmektedir. Gayri safi milli hasılası550 milyon dolar olarak tahmin edilmektedir. Kişi başına düşen milli gelir 150 dolar civarındadır. Bağımsızlık öncesinde Etyopya yönetimi Eritre'deki bağımsızlık mücadelesi dolayısıyla bu bölgeyi özellikle ihmal etmişti. Dolayısıyla Eritre'nin sanayisi çok geri durumdadır. |
|
|
|
#5 (permalink) |
Verdiği Teşekkürleri: 1.826
Aldığı Teşekkürleri 2.150
Durumu : Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 2.819
Konular:
913
Rep : ![]() İletisim :
|
İslam Coğrafyası Dökümanlar
Fas
Giriş Fas İslam coğrafyasının en batıdaki ülkesidir. Bu yüzden geçmişte el-Mağribu'l-Aksa (Uzak Batı) diye adlandırılırdı. Günümüzde de Mağrib olarak adlandırılır. Fas ise bu ülkedeki bir şehrin adıdır. Ama Türkiye'de Fas adı bu ülke için kullanılmaktadır. Bu ülke İslam coğrafyasının en batısında olmasına rağmen önemli etkileri olan bir ülkedir. Krallıkla yönetilen bu ülkede ayrıca yakın geçmişte bir kral değişikliği oldu. II. Hasan'ın ölmesi üzerine onun yerine oğlu VI. Muhammed geçti. Fas'ta yakın geçmişte yaşanan önemli bir gelişme de bu ülkedeki İslami hareketin ileri gelenlerinden olan ve uzun süreden beridir göz hapsinde bulunan Abdüsselam Yasin üzerindeki göz hapsinin kaldırılması oldu. Biz de bu ay "İslam Coğrafyası" bölümümüzde bu ülkeyi tanıtmayı uygun gördük. Fas Hakkında Genel Bilgiler Resmi adı: Mağrib Krallığı Başkenti: Rabat (Nüfusu: 1.000.000) Diğer önemli şehirleri: ed-Dâru'l-Beyza (Kazablanka) Fas Merakeş Meknes Ucda Tanca Tatvan Ağâdir el-Cedide Kenitra Safi. ed-Dâru'l-Beyza (Kazablanka) ülkenin nüfusça en kalabalık şehridir. Yüzölçümü: 724.730 km2. (Batılı kaynaklarda Batı Sahra ayrı bir ülke kabul edildiğinden Fas'ın yüzölçümü 458.730 km2 olarak gösterilmektedir. Batı Sahra hakkında "İç problemler" kısmına bkz.) Nüfusu: 32.000.000 (2000 tahmini). (Bunun yaklaşık 300.000'i Batı Sahra'da kalanı ülkenin diğer bölgelerinde yaşamaktadır.) Halkın % 45'i şehirlerde yaşamaktadır. Nüfus artış hızı: % 2.2 Etnik yapı: Fas nüfusunun % 55'ini Araplar oluşturmaktadır. Ancak bazı kaynaklarda Fas Araplarının çoğunun Berberi kökenli oldukları ve bunların ana dillerini unutarak Araplaştıkları ifade edilmektedir. Arapların % 98.2'si Müslümandır. İkinci etnik grup olan Berberilerin oranı % 34'tür. Berberiler Kuzeybatı ve Batı Afrika ülkelerine yayılmış bir etnik topluluktur. Berberiler bu bölgenin yerlileri olarak bilinir. Bütün Berberilerin anladığı ortak bir dil yoktur. Ancak Berberi halklarının konuştuğu birbirinden oldukça farklı lehçelerin tümüne birden Berberice denmektedir. Berberi lehçeleri içinde sadece Tuareg lehçesinin yazısı vardır. Diğer lehçelerin yazısı yoktur. Berberiler kendilerine İmazighen derler. Berberi isminin Avrupalılar tarafından bu halka verilmiş ve barbar kelimesinden gelmiş olması kuvvetli ihtimaldir. Berberiler arasında kabile hiyerarşisi hâlâ devam etmektedir. Batılı sömürgeci ülkeler Berberileri İslâm'dan uzaklaştırarak İslâm öncesi hayatlarına döndürebilmek için çeşitli hareketler başlattılar. Ancak bu hareketler pek fazla etkili olmadı. Fas'taki Berberilerin tamamı Müslüman ve çoğunluğu Malikidir. Üçüncü sırada gelen etnik unsur % 10'luk orana sahip olan Moorlardır. Moorlar Moritanya kökenlidirler. Kalan nüfusu da İspanyollar başta olmak üzere Avrupalı hıristiyan azınlıklarla yahudi azınlık oluşturmaktadır. Dil: Resmi dil Arapça'dır. Halkın geneli Arapça konuşur. Bunun yanı sıra Berberice de konuşulmaktadır. Din: Resmi din İslâm'dır. Halkın % 98.7'si Müslümandır. Müslümanların büyük çoğunluğu Maliki az bir kısmı Hanefidir. Çoğu Avrupa asıllı olan hıristiyanların oranı % 1 yahudilerin oranı da % 0.5'tir. Coğrafi durumu: Kuzeybatı Afrika ülkelerinden olan Fas kuzeyden Akdeniz doğudan Cezayir güneyden Moritanya batıdan Atlas Okyanusu'yla çevrilidir. Fas'ın en önemli sıradağ kütlesi olan Atlas dağları ülke topraklarını ikiye bölmektedir. En önemli akarsuları Ummu'r-Rebi'a Muluya ve Sebu ırmaklarıdır. Topraklarının % 19'u tarım alanı % 47'si otlak % 12'si ormanlık ve çalılıktır. Yönetim: Fas krallıkla yönetilen bir ülkedir. Kral resmiyette "emiru'l-mu'minin" olarak adlandırılır. Ancak mevcut yönetim Batı yanlısı ve İslâmi ölçülerden uzak bir çizgi takip etmektedir. Kral geniş yetkilere sahiptir. Hükümet kral tarafından tayin edilir. Parlamentonun kabul ettiği kanunları veto etme ve gerek gördüğünde referanduma gitme yetkisi vardır. Ülkede birden fazla siyasi parti kurulabilmekte ve bu konuda İngiliz modeli esas alınmaktadır. Ancak bir siyasi partinin kurulabilmesi için kralın izin vermesi gerekir. Üyeleri seçimle belirlenen 333 üyeli bir parlamentosu bulunmaktadır. Ancak parlamentonun yasama yetkisi sınırlıdır ve kralın veto ettiği bir kanun tasarısını yeniden görüşüp kabul etme hakkı yoktur. Tarihi: Bugünkü Fas toprakları İslâmi tarih kaynaklarında "el-Mağribu'l-Aksa (:Uzak Batı)" olarak adlandırılır. Kuzeybatı Afrika ülkelerini içine alan toprakların tümüne birden de Mağrib denir. Bu topraklara ilk olarak 686 yılında Ukbe ibnu Nafi (r.a.) komutasındaki İslâm orduları gelmişlerdir. Ukbe ibnu Nafi (r.a.) Mağrib'in bir kısmını fethetti ve burada hilafete bağlı İfrikiyye eyaleti oluşturuldu. Mağrib'in kalan kısmı 688'de bölgeye gelen Hassan ibnu Nu'man ve 712'de bölgeye gelen Musa ibnu Nusayr zamanında fethedilmiştir. Musa ibnu Nusayr'in kumandanlarından olan Tarık ibnu Ziyad Cebelitarık boğazını geçerek bugünkü İspanya topraklarına girmiş ve Endülüs İslâm devletinin temelleri bu şekilde atılmıştır. Cebelitarık (Tarık Dağı) Boğazı'na bu adın verilmesi de Tarık ibnu Ziyad'a nispetledir. Mağrib toprakları İslâm ordularınca fethedildikten sonra 770'lere kadar hilafete bağlı kaldı. 770'lerden sonra yine önemli bir kısmı hilafete bağlı kalmakla birlikte bağımsız bazı küçük Müslüman devletleri de kurulmaya başlandı. Bunların başta gelenleri ve hüküm sürdükleri yıllar şöyledir: Rüstemiler (776 - 908) Midrariler (772 - 977) İdrisiler (789 - 974) Ziriler (972 - 1148). Bunlardan bazılarının hâkimiyet alanları bugünkü Fas sınırlarının dışında kalan bazı toprakları da kapsıyordu. Tarihte Mağrib üzerinde kurulmuş olan en önemli İslâm devleti Murabıtlar devletidir. 1056'da kurulan Murabıtlar zamanla bütün Kuzey Afrika'yı ve Endülüs'ü içine alan 6 milyon km2'lik geniş bir bölge üzerinde hâkimiyet kurmuş ve buralardaki dağınıklığa son vererek bir birlik ve merkezi otorite oluşturmuşlardır. Murabıtlar'ın merkezi bugün Fas sınırları içinde kalan Merakeş'ti. İslâm'ın Kuzeybatı ve Batı Afrika ülkelerine yayılmasında Murabıtlar'ın önemli etkinliği olmuştur. Murabıtlar'ın ilk sultanları Ebu Bekr ibnu Ömer el-Lamtuni'dir. Ondan sonra ünlü cihangir Yusuf ibnu Taşfin bu devletin başına geçmiştir. Devletin sınırlarının genişlemesinde Kuzey Afrika Müslümanları arasında birliğin sağlanmasında Yusuf ibnu Taşfin'in önemli rolü olmuştur. Murabıtlar 1147 yılına kadar ayakta kalabildiler. Bu tarihten sonra Muvahhidlerin hâkimiyeti altına girdiler. Muvahhidlerin hâkimiyeti de 1269'a kadar sürdü. Muvahhidlerin dağılmasından sonra bölgeye yine küçük devletler emirlikler hâkim oldu. Meriniler (1197 - 1550) Vattasiler 1470 - 1550) Sa'di Şerifleri (1509 - 1660) Filali Şerifleri (1640'tan itibaren) Muvahhidlerin dağılmasından sonra bölgede hâkimiyet sürmüş olan yönetimlerdir. Bunlardan Meriniler Muvahhidler dağılmadan önce kurulmuştu ve Fas'ın az bir bölümü üzerinde hüküm sürüyorlardı. Merinilerle Muvahhidler arasında bir çekişme de olmuştur. Ancak Muvvahhidlerin son zamanlarına doğru ortaya çıkan iç kavgalar Merinilerin işine yaradı ve onların dağılmalarından sonra da topraklarının bir kısmını ele geçirdiler. Vattasilerin hüküm sürdükleri dönemde Portekizli ve İspanyalı sömürgeciler Fas topraklarına saldırılar düzenlediler. Bu saldırılar sonunda Portekizliler Fas'ın Atlas Okyanusu kıyılarını ele geçirdiler. Sa'di Şerifleri Portekizli işgalcilere karşı mücadele ettiler ve 1578'de gerçekleştirilen Vadiyyu'l-Mehazin savaşı sonrasında işgal altındaki toprakları geri aldılar. Filali Şerifleri yönetimi daha Sa'di Şerifleri'nin Fas'ın bir bölümü üzerindeki hâkimiyetleri devam ederken kurulmuştur. Filaliler'le Sa'diler arasındaki mücadeleyi sonuçta Filaliler kazandılar ve 1660'ta Sa'dilerin hâkimiyetine tamamen son vererek bütün Fas topraklarını ele geçirdiler. Bugün Fas'ta yönetimi elinde tutan kraliyet ailesi bu Filali sülalesinden gelmektedir. 1830'da Cezayir'i işgal eden Fransız sömürgeciler Fas topraklarını da işgal edebilmek için çeşitli girişimlerde bulundular. Ancak bazı çıkarları dolayısıyla Alman sömürgeciler buna engel oldular. Buna rağmen Fransızlar 30 Mart 1912'de imzalanan Fas anlaşmasına dayanarak Fas topraklarını işgal ettiler. Öte yandan İspanya da Fas üzerinde hak iddia etti ve 27 Kasım 1912'de ülkenin kuzeyde Akdeniz kıyısındaki kesimini işgal etti. Fransız işgali sırasında Fas'ın kralı Filali sülalesinden Sultan Abdülhafız'dı. İşgalci Fransızlar 7 Ekim 1912 tarihinde onu krallıktan uzaklaştırarak yerine yine Filali sülalesinden Ebu'l-Mehasin Yusuf'u geçirdiler. Ancak asıl yönetim Fransızların tayin ettiği genel valinin elindeydi. Kral da ona bağlı olarak çalışmak zorundaydı. Fransızlar Fas Müslümanlarının birlik ve bütünlüğünü bozmak amacıyla bazı Berberi kabilelerini diğer Müslümanlardan ayırarak onlara kısmi özerklik verdiler. Bir yandan da Berberiler arasında propaganda yaparak onları İslâm öncesi geleneklerine döndürmeye ve bu yolla İslâm'dan uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. 27 Ocak 1927'de Ebu'l-Mehasin Yusuf'un vefatı üzerine yerine oğlu IV. Muhammed geçti. 1940'lardan sonra Fas'ta bağımsızlık hareketi güç kazanmaya başladı. Bağımsızlık mücadelesine öncülük etmek amacıyla kurulan İstiklal Partisi 1944'te işgalcilerden ülkelerini terk etmelerini ve Fas'a bağımsızlık vermelerini istediler. Fransız işgalcilerin bu isteğe cevabı İstiklal Partisi'nin ileri gelenlerini tutuklamak oldu. Ancak bu olaydan sonra halkın bağımsızlık mücadelesine desteği arttı. Sultan IV. Muhammed de Fransızlara karşı tavır alarak bağımsızlık mücadelesinin yanında yer alma gereği duydu. Bunun üzerine Fransızlar 20 Ağustos 1953'te IV. Muhammed'i sürgüne göndererek yerine amcası Muhammed'i tahta geçirdiler. Ancak halk Fransızların tayin ettiği kralı benimsemedi ve Fransızlar 17 Kasım 1955'te IV. Muhammed'i Fas'a geri getirerek yeniden tahta geçirdiler. Sonuçta 2 Mart 1956'da Fransız işgalciler Fas'tan çekilerek bu ülkenin bağımsızlığını tanımak zorunda kaldılar. 29 Ekim 1956'da İspanyollar kuzeyde işgal altında tuttukları bölgelerin bir bölümünden çekildiler. İspanyollar Fas'ın bazı şehirlerini hâlâ işgal altında tutmaktadırlar. (Bu konuda "Dış problemler" kısmına bkz.) Fransızların çekilmesinden sonra Sultan IV. Muhammed ülke yönetimiyle ilgili yetkileri ele aldı. Onun yönetimi 26 Şubat 1961'e kadar sürmüştür. Bu tarihte onun vefat etmesi üzerine yerine oğlu II. Hasan geçti. II. Hasan hem Batı'yla hem de İsrail işgal devletiyle yakın ilişki içinde olan biriydi. Kendisine yakıştırdığı "emiru'l-mü'minin" sıfatını değişik şekillerde istismar ediyordu. Örneğin birileri Fas'ta Allah'ın kanunlarının uygulanması için siyasi ve kültürel çalışma başlattığında: "Ben mü'minlerin emiriyim. Dolayısıyla Allah'ın kanunlarını uygulama yetki ve yükümlülüğü bendedir. Siz kim oluyorsunuz?" diyerek onları tasfiye etmeye çalışıyordu. Bunu diyordu ama: "Madem Allah'ın kanunlarını uygulama yetki ve yükümlülüğü sendedir öyleyse bu yükümlülüğünü her türlü hileden ve nifaktan uzak bir şekilde yerine getir" diyenleri de hapislerde süründürüyordu. Örneğin Fas'ta hayli etkili olan Adalet ve İhsan Cemaati'nin lideri Abdüsselam Yasin'i "Ya İslâm ya da Tufan" başlıklı bir açık mektup yazdığından dolayı "delirmekle" itham ederek hapse attırmıştı. Oysa mektup krala sadece görevini yani kendisinin "bu benim görevimdir" derken kastettiği şeyi hatırlatıyordu. II. Hasan yönetimi altındaki yahudi azınlığa ve İsrail'e özel bir muhabbet duyarken İslam Konferansı Örgütü'nün Kudüs Komitesi'ne başkanlık ediyordu. Bu ikisi birbirine ters görünüyor ama bu II. Hasan'ın sinsi bir ayarının yansımasıydı. Büyük bir ihtimalle İKÖ Kudüs Komitesi başkanlığını kendisinin ülkesinde yahudi azınlıkla olan özel ilişkilerini ve siyonist işgal devleti lehine yürüttüğü birtakım faaliyetlerini kamufle etmek için üstlenmişti. İsrail'i insan gücü yönünden en çok besleyen ülke Fas'tır. Çünkü İsrail kurulduktan ve Filistinli Müslümanların toprakları siyonistler tarafından işgal edildikten sonra bu topraklara en fazla yahudi göçü Fas'tan oldu. Çeşitli kaynaklarda Fas'tan Filistin topraklarına 600 binden fazla yahudinin göç ettiği ifade edilmektedir. Bu konunun basite alınmaması gerekir. Çünkü İsrail'in kuruluş amacı zaten dünyanın değişik yörelerine dağılmış olan yani onların deyimleriyle diaspora hayatı yaşayan yahudileri belli bir bölge üzerinde toplamaktı. Hem bu amacın gerçekleşmesi hem de İsrail'in insan potansiyeli yönünden desteklenmesi için yahudi göçü büyük önem taşıyor. Yahudi göçü Filistinlilere ise tam tersi bir şekilde etki yapmaktadır. Çünkü göç eden her yeni yahudi için yerleşim birimi inşası toprak temini iş imkanı sağlanması ve müreffeh hayat imkanlarının bahşedilmesi gerekiyor. Bu ise Filistinli Müslümanların topraklarının gasp edilmesiyle iş imkanlarının ve diğer dünyevi imkanlarının ellerinden alınmasıyla oluyor. Bu açıdan Kral II. Hasan siyonist işgal devletini sadece insan potansiyeli yönünden desteklemekle kalmamış aynı zamanda dolaylı bir şekilde Filistinlilere zulmetmiştir. İsrail işgalinin meşrulaştırılmasına giden ihanetler zincirinde hâlâ en büyük halka olarak göze çarpan Camp David anlaşmasının asıl mimarı Fas kralı II. Hasan'dır. Fikir babalığını İsrail'in eski Dışişleri bakanı ve başbakanı Şimon Perez'in yaptığı "Ekonomik Yönden Büyük İsrail" tezinin pratiğe geçirilmesi çabalarına da Arap dünyasından en önce kral II. Hasan yardımcı olmuştur. Onun öncülüğünde Fas'ın Kazablanka (ed-Daru'l-Beyza) şehrinde gerçekleştirilen Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri I. Ekonomik İşbirliği Zirvesi söz konusu tezin hayata geçirilmesi yönünde atılmış bir ilk adım niteliği taşıyordu. Kral II. Hasan'ın 22 Temmuz 1999'da vefat etmesi üzerine yerine oğlu Sidi Muhammed (VI. Muhammed) geçti. Dış problemleri: Fas'ın en önemli dış problemi Sebte ve Melilla meselesidir. Fas'ın kuzeyinde Akdeniz kıyısında bulunan ve halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan bu iki güzel şehir bugün hâlâ İspanya işgali altındadır. İspanya yönetimi bu iki şehri zorla ve şiddet kullanarak hâkimiyeti altında tutmaktadır. Çok turist çekmesi ve turizm gelirleri yönünden ülke ekonomisine önemli katkıda bulunması dolayısıyla bu iki şehri işgal altında tutmakta ısrar eden İspanya Sebte ve Melilla Müslümanlarına vatandaşlık hakkı da vermiyor. Dolayısıyla bu iki şehirde yaşayan Müslümanlar oy kullanma hakkına da sahip değiller. İspanya yönetimi bu şehirlerdeki Müslümanları azınlık durumuna düşürebilmek için buralara sürekli İspanyolları yerleştirmeye çalışıyor. Melilla'da İspanyollar için ayrı bir site inşa edildi ve Müslümanların bu siteye yerleşmeleri yasak edildi. Fas yönetimi İspanya'nın bu şehirlerdeki işgaline son vererek buraları kendine bırakmasını istiyor. Ancak bazı siyasi hesaplar dolayısıyla bu konuda pek etkili bir politika da izlemiyor. ABD yönetimi Sebte ve Melilla meselesinde İspanya'nın politikasını desteklediğini ve bu şehirlerin İspanya'nın elinden alınmasına çalışılması halinde bu ülkenin yanında yer alacağını açıkladı. İç problemleri: Fas'ın en önemli iç problemi Batı Sahra meselesidir. Batı Sahra meselesi sömürgeci güçlerin bir mirasıdır. İspanyolların ve Fransızların Batı Sahra'yı işgal altında tuttukları dönemde bu işgal güçlerine karşı bağımsızlık savaşı vermek üzere kurulan Polisaryo Cephesi Fas'ın ve Moritanya'nın bağımsız olmasından sonra yön değiştirerek Batı Sahra'da bağımsız bir devlet kurmak amacıyla bu iki ülkeye karşı gerilla savaşı başlattı. Bugün Fransa ve İspanya başta olmak üzere bazı Batılı ülkeler tarafından desteklenen Polisaryo Cephesi Batı Sahra'nın bazı bölgelerini hâkimiyetine almıştır. Ancak 1993 yılında cephe gerillalarından ve komutanlarından bazılarının hükümet tarafına geçmesi üzerine ele geçirmiş olduğu toprakların önemli bir kısmını kaybetti. Batı Sahra meselesi ekonomik yönden Fas'a büyük yük yüklemektedir. Sömürgeci güçler Batı Sahra'nın zengin fosfat rezervlerine sahip olması dolayısıyla bu bölgeye özel önem vermektedirler. Batı Sahra halkını sahravi diye adlandırılan Sahra Berberileri oluşturmaktadır. Fas'ın ikinci bir iç meselesi Berberi meselesidir. Berberi meselesi de Fransız sömürgecilerin bir mirasıdır. Fransız sömürgeciler Fas'ı işgal ettikten sonra bu ülkenin halkını Araplar ve Berberiler diye ikiye ayırdılar ve bunları birbirine düşman etmek için çeşitli yollara başvurdular. Fransızlar Berberilerin tarih boyunca Araplar tarafından mağdur edildikleri kendi gerçek kimliklerinden uzaklaştırıldıkları iddiasını ortaya atarak onları yeniden İslâm öncesi hayatlarına döndürme çabası içine girdiler. Bu amaçla Berberilerin yaşadıkları bölgeleri diğer bölgelerden ayırarak buralara kısmi özerklik verdiler. Buna ek olarak kendi yetiştirdikleri adamları vasıtasıyla bir Berberi kavmiyetçiliği akımı ortaya çıkardılar. Bugünkü Berberi meselesi de Fransız işgalcilerin gözetiminde ortaya çıkan Berberi kavmiyetçiliği akımının sebep olduğu bir meseledir. Aslında Berberi halkın büyük çoğunluğu İslâmi kimliğine sahip çıkmakta ve Berberi kavmiyetçiliği akımını desteklememektedir. Ancak okumuş ve özellikle Fransız kültürü almış kesimden olan bazı Berberiler hâlâ bu akımı ayakta tutma çabası içindedirler. |
|
|
|
#6 (permalink) |
Verdiği Teşekkürleri: 1.826
Aldığı Teşekkürleri 2.150
Durumu : Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 2.819
Konular:
913
Rep : ![]() İletisim :
|
İslam Coğrafyası Dökümanlar
Ekonomi: Fas ekonomisi daha çok tarıma madenciliğe ve turizm gelirlerine dayanır. Tarım ürünlerinden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 16'dır. Çalışan nüfusun % 40'ı tarım alanında iş görmektedir. Ürettiği tarım ürünlerinin başında tahıl pamuk ayçiçeği şeker kamışı turunçgiller ve çeşitli meyve ve sebzeler gelir.
Fas'ın en önemli gelir kaynaklarından biri fosfattır. Fosfat rezervi bakımından dünyada birinci sırada gelmektedir. İhracat gelirlerinin % 15'i fosfattan sağlanmaktadır. Fosfat ve diğer madenlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 3'tür. Fas petrol ve doğal gaz rezervine de sahiptir. Ancak şimdilik üretilen petrol iç ihtiyacı karşılamamaktadır. Para birimi: Fas dirhemi Kişi başına düşen milli gelir: 1030 dolar. Sanayisi: Fas'ta sanayi nispeten iyi durumdadır. Bazı ağır sanayi tesisleri kurulmuştur. Bunların başında motorlu araçlar ve araba lastiği üreten fabrikalar gelir. Ayrıca petrol arıtma tesisleri de bulunmaktadır. Diğer sanayi kuruluşları kimyasal maddeler üretimi dericilik tekstil konfeksiyon mobilya kâğıt kauçuk plastik inşaat malzemeleri üretimi metal işleri elektrikli araç üretimi ve gıda maddeleri üretimi üzerinedir. Sanayi kuruluşlarının % 80'i ülkenin nüfusça en kalabalık şehri olan ed-Dâru'l-Beyza'dadır. Sanayi gelirlerinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 19'dur. Fas'ta İslami Hareket Bugün Fas'ta mevcut olan İslami cemaatlerin sayısı otuza yaklaşmaktadır. Bunların bazıları devletin İslamileştirilmesini amaçlayan siyasi faaliyetlerde bulunurken bazıları sadece tebliğ ve eğitim çalışmaları yapmaktadırlar. Bu cemaatlerin çalışma metotları arasında da çeşitli farklılıklar bulunmaktadır. Fas'taki İslâmi cemaatler içinde en geniş kitle tabanına sahip olan ve faaliyetlerini en geniş alana yayan cemaatin Islah ve Tecdid Cemaati olduğunu söyleyebiliriz. Bu cemaat Müslüman Kardeşler'in çizgisini benimsemiş bir cemaattir ve lideri Abdulilah Benkiran'dır. Bu cemaat önceleri "İslâmi Cemaat" adıyla faaliyet yürütüyordu. Adalet ve Kalkınma Partisi bu cemaate yakın bir siyasi partidir. Bu partinin genel başkanı Abdülkerim el-Hatib'dir. Islah ve Tecdid Cemaati yönetimle herhangi bir çekişmeye girmeden ve daha çok tebliğ ve davet metodunu kullanarak tabana yayılma yolunu tercih etmektedir. Buna rağmen yönetim bu cemaatin çalışmalarına da zaman zaman engel olmakta halka ulaşmasını zorlaştırmak için çeşitli yollara başvurmaktadır. Islah ve Tecdid Cemaati'nin "Genel Bildiri" başlığını taşıyan bir broşüründe yer alan aşağıdaki ifade bu cemaatin amacı hakkında fikir vermektedir: "Islah ve Tecdid Cemaati halkımızın bütün yasama yürütme ve yargı kurumlarını İslâm'a dönüş konusunda üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye ve üstlenmiş oldukları role uygun hareket etmeye çağırmaktadır." Fas'taki İslâmi cemaatlerin önde gelenlerinden biri de Adalet ve İhsan Cemaati'dir. Bu cemaatin lideri Abdusselam Yasin'dir. Adalet ve İhsan Cemaati Islah ve Tecdid cemaatine nispetle daha sert ve tavizsiz bir tutum izlemektedir. Cemaatin lideri Abdusselâm Yasin 1975 yılında kral II. Hasan'a "Ya İslâm Ya da Tufan" başlığını taşıyan ve 100 sahifeden fazla bir açık mektup yazması üzerine delirmekle itham edilerek hapse atıldı. Aslında Abdusselâm Yasin hakkındaki iddia ile karar tam bir tenakuz içindeydi. Çünkü delirdiği iddiasının doğru olması onun cezaevine değil de akıl hastanesine gönderilmesini gerektirirdi. Üstelik Şeyh Abdusselâm Yasin altı ay hiç mahkeme önüne çıkarılmaksızın toplam üç yıl hapiste tutuldu. 1978'de hapisten çıkan Abdusselâm Yasin 1983 yılında "es-Subh (Sabah)" dergisinin ilk sayısında çıkan bir yazısından dolayı tekrar hapse atıldı ve iki yıl hapiste kaldı. Hapisten çıktığı tarih olan 1985 yılından buyana da başkent Rabat yakınlarındaki Sella şehrinde mecburi ikamete tabi tutulmakta ve gazetecilerin kendisiyle görüşmelerine izin verilmemekte idi. Bu yasak 16 Mayıs 2000 tarihinde kaldırıldı. Adalet ve İhsan Cemaati'nin siyasi parti kurma talebi hükümet tarafından reddedildi. Fas'taki İslâmi cemaatlerin önde gelenlerinden biri de İslâmi Gençlik Hareketi'dir. Bu hareketin kurucusu Fas'ın Seyyid Kutub'u diye adlandırılan Abdulkerim Muti'dir. Fas'taki mevcut İslâmi cemaatlerin ileri gelenlerinin çoğunun bu hareketin içinde yetiştiklerini söyleyebiliriz. Yukarıda sözünü ettiğimiz üzere sonradan Islah ve Tecdid Cemaati adını alan İslâmi Cemaat de İslâmi Gençlik Hareketi'nden çıkmıştır. İslâmi Gençlik Hareketi'nin kurucusu Abdulkerim Muti' hakkında iki kez idam kararı verildi ancak bu kararlar infaz edilmedi. Fas'taki diğer İslâmi cemaatlerin bazıları bu ülkeye özgü olmakla birlikte diğer bazıları Fas dışında kurulmuş olan muhtelif İslâmi cemaatlerin birer uzantısı durumundadır. Fas'a özgü cemaatlerden bazıları şunlardır: Tebyin Cemaati Fas Mücahitleri Örgütü Allah'ın Askerleri Örgütü Mukaddes Cihad Örgütü Devrimci İslâmcı Gençlik Örgütü. Bunların yanı sıra hilafet konusuna ağırlık vermesiyle bilinen Hizbu't-Tahrir merkezi Pakistan'da olan ve siyasi alanda herhangi bir faaliyeti bulunmayan Tebliğ Cemaati gibi birtakım akımların da Fas'ta uzantıları bulunmaktadır. Hayra Davet Cemiyeti Hakka Davet Cemiyeti Allah'a Davet Cemiyeti Muhammedi Çağrı Cemaati Vaaz ve İrşad Cemiyeti gibi birtakım kuruluşlar ise eğitim ve tebliğ çalışmalarına ağırlık vermektedirler. Fas'ta İslâmi uyanış hareketi her geçen gün güçlenmektedir. Özellikle üniversite camiasında İslâmi hareketin artık en güçlü hareket olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Cezayir'deki İslâmi Kurtuluş Cephesi'nin iktidara gelmesinin önlenmesi amacıyla gerçekleştirilen askeri darbe üzerine Fas'ta gösterilen tepkiler ve gerçekleştirilen yürüyüşler de bu ülkede İslâmi hareketin güçlülüğünü ortaya koyuyordu. Bazı İslam ülkelerinde olduğu gibi Fas'ta da özel hallerle ilgili hükümlerde İslam şeriatı esas alınmakla birlikte genel hukukta ve ceza yasalarında Batı'nın hukuk sistemi esas alınmaktadır. |
|
|
|
#7 (permalink) |
Verdiği Teşekkürleri: 1.826
Aldığı Teşekkürleri 2.150
Durumu : Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 2.819
Konular:
913
Rep : ![]() İletisim :
|
İslam Coğrafyası Dökümanlar
Irak
Giriş Irak İran-Irak Savaşı Körfez Savaşı Körfez Savaşı sonrasında uygulanan uluslararası ambargo Kuzey Irak'ta yaşanan parçalanma Güney Irak'taki ayaklanmalar ve bütün bu gelişmelere rağmen kesintisiz devam eden Saddam zulmü sebebiyle uzun süreden beridir gündemde olan bir ülke. Biz de bu sayımızda Irak hakkında bazı özet bilgiler vererek bu ülkeyi tanıtmaya çalışacağız. Irak Hakkında Genel Bilgiler Resmi adı: Irak Cumhuriyeti Başkenti: Bağdat (Nüfusu: 5.000.000) Diğer önemli şehirleri: Basra Musul Kerkük Süleymaniye Ramâdi Necef Hilla Erbil Ummu'l-Kasr Kufe. Yüzölçümü: 434.924 km2. Nüfusu: 23.000.000 (1999 tahmini). Km2 başına düşen insan sayısı: 44.7 Nüfus artış hızı: % 3.1 Etnik yapı: Irak halkının % 77'si Arap % 19'u Kürt % 1.7'si Türk'tür. Bunların yanı sıra her birinin oranı % 1'den daha az olan Farisiler (İranlılar) Lurlar Nasturiler ve İber - Kafkas Çerkezleri yaşamaktadır. Dil: Resmi dil Arapça'dır. Halkın dörtte üçünden fazlası Arapça konuşur. Yukarıda anılan etnik unsurların dilleri de konuşulmaktadır. Din: Resmi din İslâm'dır. Irak halkının % 97'si Müslümandır. Müslümanların % 57'si Şii - Caferi % 43'ü Sünnidir. Sünnilerin çoğunluğu Şafiidir. Ancak Hanefîlerin oranı da Şafiilerin oranından çok az değildir. % 2 oranında hıristiyan vardır. Hıristiyanların üçte ikiye yakını ortodoks üçte bire yakını katolik az bir kısmı da protestandır. % 0.7 oranında Yezidi % 0.2 oranında Sabii çok az sayıda da yahudi mevcuttur. Coğrafi durumu: Bir Ön Asya (Ortadoğu) ülkesi olan Irak kuzeyden Türkiye doğudan İran güneydoğudan Basra Körfezi ve Kuveyt güneyden Suudi Arabistan batıdan da Ürdün ve Suriye ile çevrilidir. Topraklarının % 13'ü tarım alanı % 10'u otlak % 4'ü orman ve çalılıktır. Bölgelere göre değişiklik arz eden bir iklimi vardır. Yönetim şekli: Irak'ta tek partili bir siyasi sistem hâkimdir. 22 Eylül 1968'den buyana yürürlükte olan anayasa devletin en üst yöneticisi olan devlet başkanına oldukça geniş yetkiler tanımaktadır. Hükümet devlet başkanı tarafından oluşturulur ve başkan istediği zaman hükümeti veya herhangi bir üyesini değiştirme yetkisine sahiptir. 250 üyeli sınırlı birtakım yetkilere sahip parlamentosu bulunmaktadır. BM İKÖ (İslâm Konferansı Örgütü) Arap Devletleri Birliği OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı) IMF (Uluslararası Para Fonu) İslâm Kalkınma Bankası gibi uluslararası örgütlere üyedir. Siyasi partiler: Irak'ta resmen tanınmış olan tek siyasi parti Arap Sosyalist Baas Partisi'dir. Bu partinin savunduğu Baas ideolojisinin kurucusu ve fikir babası hıristiyan asıllı Mişel Eflak'tır. Bu ideoloji sosyalizm laiklik ve Arap kavmiyetçiliği ilkeleri üzerine oturur. Baas ideolojisine göre İslam Arap medeniyetinin bir ürünüdür. Tarihi: Irak topraklarının bir kısmı Hz. Ebu Bekir (r.a.) zamanında Halid ibnu Velid (r.a.) komutasındaki İslâm ordusu tarafından fethedildi. Irak'ın tamamının fethi ise ikinci halife Hz. Ömer (r.a.) zamanında gerçekleştirildi. Tarihte önemli birer ilmi ve ticari merkez rolü üstlenmiş günümüzde de Irak'ın en önemli şehirlerinden olan Basra ve Kufe şehirleri Hz. Ömer (r.a.) zamanında kurulmuştur. Hz. Ali (r.a.) zamanında hilafet merkezi Medine'den Kufe'ye nakledildi. Hz. Ali (r.a.)'nin oğlu Hz. Hüseyin de Kufe yakınlarındaki Kerbelâ'da şehid edildi. Emeviler döneminde hilafet merkezi Şam (Dımeşk)'dı. Onlardan sonra gelen Abbasiler döneminde ise merkez Bağdat oldu. Abbasi halifelerinden Mu'tasım döneminde 835 yılında hilafet merkezi Samarra şehrine taşındı ve 892 yılına kadar da burası merkez olarak kaldı. 899 - 1030 yılları arasında 131 yıl süreyle Irak'ın güneyinde kalan bölgelerde ve bazı Körfez bölgelerinde Karmatiler hüküm sürmüşlerdir. Karmatiler Fatimiler'e bağlıydılar ve Şiilerin aşırılarındandılar. Karmatiler Abbasileri ve Şii bir yönetim olan Buveyhileri uzun süre uğraştırmışlardır. Abbasi hilafeti 892 yılında yeniden Bağdat'a taşındı. Ancak eski toprakların tümü üzerinde otorite sağlayamadı. Zaman içinde Abbasilerin siyasi alandaki otoriteleri zayıfladı ve siyasi otoriteyi Buveyhilere bırakarak dini otoriteyi ellerinde tutmakla yetindiler. Buveyhilerin izledikleri kötü yönetim Irak'ın çeşitli bölgelerinde ayaklanmalara ve bazı bölgelerin merkezi idareden ayrılmasına yol açtı. 1055'te Büyük Selçuklu hakanlarından Tuğrul Bey Bağdat'ı ele geçirerek Buveyhi saltanatına son verip Abbasilerle işbirliği içine girdi. Bu tarihten sonra Abbasi hilafeti Selçukluların desteğiyle ayakta kalmaya devam etti. Ancak Irak topraklarının tamamı üzerinde otorite sağlayamadı. Bazı bölgelerdeki yerel yönetimler yine varlıklarını sürdürdüler. Öte yandan sonraki yıllarda Abbasi hilafetiyle Irak'ta kurulan Selçuklu idaresi arasında çeşitli anlaşmazlıklar ve çarpışmalar oldu. Önceleri Büyük Selçuklular'a bağlı olan Irak Selçukluları Basra Körfezi çevresinde 1194 yılına kadar hâkimiyet sürdüler. Bu tarihte Irak Selçukluları hâkimiyetine son veren Harezmşahlar bölgeye hâkim oldular. Moğolların 1258'de Bağdat başta olmak üzere Irak topraklarını işgal etmeleri üzerine Irak'taki Abbasi idaresi sona erdi. Moğol istilacılar Harezmşahlar'ın saltanatına da son verdiler. Moğollar Bağdat'ta ve Irak'ın genelinde büyük bir katliam ve yıkım gerçekleştirdiler. Bundan sonra 3 yıl 4 ay süreyle hilafet makamı açık kaldı. Daha sonra Mısır'da yönetimi elinde bulunduran Memlüklerden Baybars 9 Haziran 1261'de Abbasi veliahtı Ebu'l-Kasım Ahmedi'l-Mustansır bi'llah'ı halife ilan etti. Böylece Abbasi hilafeti Kahire'de varlığını sürdürdü. Moğollar Irak toprakları üzerindeki hâkimiyetlerini 1335'e kadar sürdürdüler. 1336'da Bağdat'ı başkent edinerek Irak topraklarına hükmeden Celayirli hanedanı kuruldu. Celayirli yönetiminin sürdüğü sırada 1393 ve 1401 yıllarında Timur orduları iki kez Bağdat'ı işgal ederek yağmaladılar. Bağdat 1411'de Karakoyunlular'ın eline geçti. Karakoyunlular saltanatlarını 1468'e kadar sürdürdüler. Onlardan sonra da Bağdat ve çevresine Akkoyunlular hükmettiler. 1508'de Bağdat'ı ve Irak'ın tamamına yakın bir kısmını Safeviler ele geçirdiler ve 1534'e kadar buralar onların hâkimiyetinde kaldı. 1534'te ise Bağdat ve çevresini Osmanlılar ele geçirdiler. Osmanlılar bundan bir süre sonra 1546'da Basra bölgesinde de etkinlik gösterdiler. Ancak Basra 1699'da Osmanlılara bağlandı. 17. yüzyılın başlarında bir ara Safeviler yeniden Bağdat'ı işgal ettilerse de Osmanlı Devleti çok geçmeden geri aldı. İngilizler I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte ilk önce Basra olmak üzere Irak topraklarını işgal etmeye başladılar. 1918'de Irak'ın tamamı Osmanlılar'dan ayrıldı. İngilizler 23 Ağustos 1921'de Şerif Hüseyin'in üçüncü oğlu I. Faysal'ı Irak kralı yaptılar. (Ürdün'ün ilk kralı Abdullah da Şerif Hüseyin'in ikinci oğludur.) Kral Faysal İngilizler tarafından korunuyordu ve onların bu ülkedeki çıkarlarını korumakla görevlendirilmişti. Kral Faysal'ın yönetimi 8 Eylül 1933'e kadar sürdü. Yerine oğlu Gazi kral oldu ve 4 Nisan 1939'a kadar krallığı sürdürdü. Bu tarihte Gazi'nin İngilizler tarafından gerçekleştirilen bir suikastla öldürülmesi üzerine 4 yaşındaki oğlu II. Faysal kral yapıldı. Ancak yönetimi II. Faysal'dan vekaleten aynı hanedandan Abdulilâh ibnu Ali kral naibi olarak elinde tutuyordu. 15 Temmuz 1958'de saltanata son verildi ve genç kralla birlikte bütün hanedan üyeleri öldürüldü. Bu olaydan sonra ülkede krallık rejimine son verilerek cumhuriyet düzeni ilan edildi ve ilk devlet başkanlığına General Abdülkerim Kâsım getirildi. Başlangıçta halkın desteğini elde eden Abdülkerim Kâsım daha sonra geniş çaplı ayaklanmalarla karşı karşıya geldi. Baasçılar 9 Şubat 1963 tarihinde gerçekleştirdikleri bir darbeyle Abdülkerim Kâsım'ı görevden alarak öldürdüler. Bundan sonra devlet yönetimine Baas Partisi hâkim oldu ve devlet başkanlığına da Albay Abdüsselâm Muhammed Arif getirildi. Daha sonra Baasçılar arasında bazı anlaşmazlıklar ortaya çıktı ve Abdüsselâm Arif bazı kişileri saf dışı etti. Abdüsselâm Arif'in 14 Mayıs 1966'da bir helikopter kazasında ölmesi üzerine yerine kardeşi Abdurrahman Muhammed Arif geçti. Onun döneminde ordu yönetimde önemli bir etkinlik kazandı. 17 Temmuz 1968'de de ordudaki Baasçılar Tümgeneral Ahmed Hasani'l-Bekr'in öncülüğünde bir darbe gerçekleştirerek yönetimi ele geçirdiler. Bu devrimle birlikte gençliğinden beri Baasçılar arasında yer alan Saddam Hüseyin de yönetimde etkili bir konuma geldi. Başlangıçta kendini el-Bekr'in destekçisi olarak gösteren Saddam zamanla Baas Partisi içindeki bütün muhalifleri saf dışı etti. Bu hesaplaşmada Baas'ın ileri gelenlerinden birçoğu öldürüldü. Saddam Hüseyin 1976'da başbakanlığı ve bazı önemli görevleri el-Bekr'den devraldı. 1979'da da devlet başkanlığını üstlendi. Saddam önce kendi çalışmaları ve kurmak istediği diktatörlük rejimi açısından tehlikeli gördüğü kimseleri idam ettirmekle işe başladı. Ayağının tozuyla bakanlardan ve yüksek rütbeli subaylardan oluşan yirmi kişiyi idam ettirdi. İdamlar sonraki yıllarda da devam etti. Saddam bununla da yetinmeyerek bazı suikast olaylarından dolayı pek çok insanı öldürdü. Saddam Irak'taki İslami Hareket'i tamamen ortadan kaldırabilmek için elinden geleni yaptı. Irak bir sınır meselesini gündeme getirerek 22 Eylül 1980'de ABD'nin de teşvikiyle İran'a karşı bir savaşa girişti. 8 yıl süren bu savaşta toplam 1 milyon insan hayatını kaybetti. 200 milyarı silaha verilmek üzere 420 milyar dolar maddi zarar meydana geldi. Irak İran'a karşı savaşında kendisini sürekli destekleyen Kuveyt'e 1990 yılı ortalarında tartışmalı bölgeden petrol çıkarmak ve petrol fiyatlarını düşük tutmak suretiyle kendisini zarara uğrattığı gerekçesiyle bir ültimatom verdi. Arkasından da 2 Ağustos 1990'da bu ülkeyi tamamen işgal etti. Irak - Kuveyt krizinin başlangıcında olayların dışında görünen ABD işgal olayından sonra Irak'a karşı cephe oluşturmaya başladı. ABD savaş hazırlıklarını tamamladıktan sonra 15 Ocak 1991 tarihine kadar Kuveyt'ten çekilmemesi halinde Irak'a karşı savaş açacağını açıkladı. 17 Ocak 1991 gününün ilk saatlerinde de yanına aldığı sömürgeci güçlerle birlikte savaşı fiilen başlattı. Irak kuvvetleri her türlü teknik imkâna sahip birleşik güçler karşısında uzun süre dayanamadı ve teslim olmak zorunda kaldılar. Körfez Savaşı Irak'ı tam bir kargaşanın otorite boşluğunun ve ekonomik krizin içine itti. Savaş zaten ülke ekonomisini önemli oranda yıpratmıştı. Buna ek olarak ABD güdümündeki Birleşmiş Milletler örgütü bu ülkeye karşı bir ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Otorite boşluğundan yararlanan güneydeki bazı Şii gruplar yönetime karşı ayaklanma başlattılar. Irak Kürdistanı olarak da adlandırılan Kuzey Irak bölgesi de büyük ölçüde Bağdat yönetiminin otoritesi dışına çıktı. Ancak bu bölgede merkezi bir yönetim oluşturulamadı. Biri merkezi Süleymaniye'de olan Talabani yönetimi diğeri de merkezi Erbil'de olan Barzani yönetimi olmak üzere iki ayrı Kürt yönetimi ortaya çıktı. Bu yönetimler kendi aralarında zaman zaman iç çatışmalara girdiler. Daha sonra bir ateşkes sağlandı ise de yönetimlerin birleştirilmesi konusunda herhangi bir ittifak sağlanmış değildir. Dış Irak'ın aslında bütün komşularıyla problemleri vardır. Kuveyt'i işgal ederken gerekçe olarak kullandığı sınır problemi Irak'ın yıllar önce ortaya atmış olduğu ancak İran'la savaşı dolayısıyla gündem dışı tuttuğu bir problemdi. Anlaşmazlığa yol açan bölge buraları bir süre işgalinde tutan İngiltere'nin çekilirken Irak'a mı Kuveyt'e mi ait olduğunu kesin şekilde belirlemeden gerektiğinde kullanılmak üzere problem olması için bıraktığı bölgeydi. Irak Körfez Savaşı sonrasında içine düştüğü durum dolayısıyla Kuveyt'in tartışmalı bölge üzerindeki hâkimiyetine göz yumuyorsa da bu bölge üzerindeki hak iddiasından vazgeçmiş değildir. 1980'de İran - Irak Savaşı'na yol açan sınır problemi de eskidir. Bu problem aslında 1975 Bağdat zirvesinde imzalanan bir anlaşmayla sonuca bağlanmıştı. Ancak İran'daki yönetim değişikliği üzerine Batılı güçlerin tahrikleriyle Irak bu anlaşmayı geçersiz saydı ve İran'a saldırdı. İki ülkenin 1988'de 598 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararını karşılıklı olarak kabul etmesiyle İran - Irak Savaşı sona erdi. Ancak sınır problemi kesin bir çözüme kavuşturulmuş değildir. Irak'la Türkiye arasında Fırat ve Dicle ırmakları sularının kullanımı konusunda bazı anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Irak Körfez Savaşı sonrasında içine düşmüş olduğu durum dolayısıyla bu meseleyi de gündem dışı tutuyorsa da ileride bu konunun iki ülke arasında herhangi bir probleme yol açıp açmayacağı konusunda kesin bir şey söylenemez. Her ikisi de Baas rejimiyle yönetilmesine rağmen Irak'la Suriye yıllardan beridir anlaşamamaktadır. Körfez Savaşı'nda da Suriye Irak'a karşı cephe içinde yer aldı. Bunun yanı sıra Irak da Suriye'deki rejime muhalif siyasi gruplara siyasi ve lojistik destek vermektedir. Son yıllarda bu iki ülke arasında kısmen bir yumuşama yaşandıysa da problemler çözülmemiştir ve husumet devam etmektedir. Körfez Savaşı Irak'ın İran karşısında kendisini maddi yönden sürekli destekleyen Suudi Arabistan'la da arasının açılmasına yol açtı. Irak'ın en önemli dış meselesi ise belki BM tarafından sürekli uzatılan ekonomik ambargo uygulamasıdır. İç problemleri: Kürt meselesi Irak'ın çok eski bir meselesidir. Kürtlerin çoğunlukta olduğu Kuzey Irak'ın bağımsızlığını isteyen birçok örgüt kurulmuştur. Bunların içinde en çok isimleri duyulanlarsa Celal Talabani'nin liderliğindeki Kürdistan Yurtsever Birliği'yle Mesud Barzani'nin liderliğindeki Kürdistan Demokratik Birliği'dir. Irak'ın Körfez Savaşı sonrasında içine düştüğü durumdan cesaretlenen bu örgütler kuzeyde özerk bir yönetim oluşturma çalışmaları başlattılar. Bu örgütler amaçlarını gerçekleştirmek için 19 Mayıs 1992'de etkin oldukları bölgede bir seçim gerçekleştirerek 105 üyeli bir Kürdistan parlamentosu oluşturdular. Ardından anılan iki örgütün koalisyon hükümeti niteliğinde bir Kürdistan hükümeti oluşturuldu. Ancak iki örgüt arasındaki ittifak uzun sürmedi ve çok geçmeden bu iki örgütün taraftarları birbirlerine karşı silahlı mücadeleye girdiler. Bütün bu gelişmeler Irak Kürdistanı'nı tam bir kargaşanın yönetim boşluğunun ve belirsizliğin içine itti. Irak'ta yönetimin Şiiler ve Türkmenler karşısında izlediği politika da iç problemlere yol açmaktadır. İran'da şah rejiminin sona ermesinden sonra Irak halkının çoğunluğunu oluşturan Şiilerin ileri gelenleri de Irak İslâm Inkılabı Yüksek Meclisi adlı bir örgüt oluşturarak yönetime karşı bir mücadele başlatmışlardı. Körfez Savaşı sonrasında Güney Irak Şiileri bir ayaklanma başlattılar. ABD de bu ayaklanma için gerekli şartları oluşturarak Irak kuvvetlerinin 36. paralelin güneyinde hareket etmelerini yasaklamıştı. Türkmenler de çeşitli örgütler etrafında toplanarak yönetime karşı mücadele etmektedirler. İslami Hareket: Baas Partisi'nin iktidarı ele geçirmesinden sonra izlenen baskı politikası Irak'taki İslâmi faaliyetlere büyük darbe vurdu ve açıktan İslâmi faaliyette bulunulmasına imkân bırakmadı. Uygulanan baskı politikası İslâmi düşünce sahibi pek çok insanı da vatanını terk etmeye zorladı. Bununla birlikte insanların İslâmi yönden bilgilendirilmelerini ve şuurlandırılmalarını amaçlayan gizli faaliyetler durmadı. Bu faaliyetleri yürüten cemaatlerin başında da Müslüman Kardeşler cemaatinin Irak kolu gelmektedir. Bu cemaatin faaliyetlerinin gençler arasında basite alınamayacak bir etkisi oldu. Halkın çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Irak Kürdistanı'nda faaliyet yürüten Irak Kürdistanı İslâm Birliği adlı örgütün mensupları da Müslüman Kardeşler çizgisindedirler. Bu örgüt eğitime ve kültürel faaliyetlere ağırlık vermekte bölgede hâkimiyeti ele geçirme mücadelesi veren gruplar arasındaki çatışmalardan uzak durmaya çalışmaktadır. Irak Kürdistanı'nda faaliyet yürüten bir diğer İslâmi cemaat de Şeyh Osman ibnu Abdilaziz'in kurduğu ve halen liderliğini kardeşi Şeyh Ali ibnu Abdilaziz'in yaptığı Irak Kürdistanı İslâmi Hareketi'dir. Bu hareket kısmen İran'a yakınlığıyla bilinmektedir. 1994 başlarında bu hareketin mensuplarıyla Talabani'nin milisleri arasında bazı çatışmalar oldu. Bu örgütün merkezi ünlü katliama sahne olan Halepçe şehrinde bulunmaktadır. Irak halkının çoğunluğunu oluşturan Şii cemaat arasında en etkili olan örgüt Irak İslâm Devrimi Yüksek Meclisi'dir. 1982'de kurulan ve liderliğini Muhammed Bekr el-Hakim'in yaptığı bu meclis çalışmalarını daha çok İran'dan yürütmektedir. Ekonomi: Irak petrol rezervi bakımından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alır. 1993'deki mevcut petrol rezervi 100 milyar varildi. Doğal gaz ve petrokimya bakımından da zengindir. 1993'teki doğal gaz rezervi de 3 trilyon 100 milyar m3'tü. Petrol ve doğal gaz gelirlerinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 12'dir. Uluslararası ambargo Irak'ın petrol doğal gaz ve petrokimya üretimini önemli oranda etkilemiştir. Irak tarım yönünden de iyi durumdadır. Tarım ve hayvancılıktan elde edilen gelirin milli gelir içindeki payı % 20'dir. Tarım sektöründe çalışanlar tüm çalışan nüfusun % 12'sini oluşturmaktadır. Ancak uluslararası ambargo tarımı olumsuz yönde etkilemiştir. Para birimi: Irak Dinarı Kişi başına düşen milli gelir: Körfez Savaşı öncesinde 1950 dolardı. Sanayi: Irak'ın sanayi kuruluşlarının başında petrol arıtma ve petrokimya tesisleri gelir. Bunun yanı sıra gıda maddesi meşrubat sigara tekstil ürünü giyim eşyası mobilya kâğıt kimyasal madde plastik çimento tuğla ve diğer inşaat malzemeleri toprak eşya madeni eşya ve büro malzemeleri üreten sanayi kuruluşları bulunmaktadır. İmalat sanayisinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 10'dur. Çalışan nüfusun yaklaşık % 11'i sanayi sektöründe iş görmektedir. Buna petrol tesislerinde çalışanlar da dahildir. Uluslararası ambargodan diğer sektörler gibi sanayi sektörü de büyük ölçüde olumsuz yönde etkilenmiştir. |
|
|
|
#8 (permalink) |
Verdiği Teşekkürleri: 1.826
Aldığı Teşekkürleri 2.150
Durumu : Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 2.819
Konular:
913
Rep : ![]() İletisim :
|
İslam Coğrafyası Dökümanlar
Lübnan
Giriş Lübnan uzun süre iç karişikliklar yaşadiktan sonra 1988'de imzalanan Taif anlaşmasindan sonra kademeli bir şekilde istikrara kavuşmaya başladi. Bugünlerde de Israil işgal güçlerinin Güney Lübnan'dan çekilmeye hazirlanmasi Güney Lübnan'da Israil'in tampon gücü görevi yapan SLA milislerinin bazi bölgeleri boşaltmasi sebebiyle bu ülke yeniden gündeme gelmeye başladi. Ayrica Filistin Lübnan ve Suriye adeta iç içe bir konum arz ettiginden siyonist işgal her üçünü de yakindan ilgilendirdiginden Türkiye'de Lübnan'in cografi konumu ve siyasal statüsü tam olarak bilinmemektedir. Bu yüzden bazilari Lübnan'la Filistin'i birbirine kariştiriyor. Dolayisiyla Lübnan'a özgü bir hareket olan Hizbullah'i Filistin'deki Islami oluşumlardan saniyorlar. Bu yüzden zaman zaman: "HAMAS'la Hizbullah niye birleşmiyor bu ikisinin ayri ayri hareket etmelerinin sebepleri nelerdir?" türünden sorularla karşilaşiyoruz. Bundan dolayi biz bu sayimizin Islam Cografyasi bölümünde Lübnan'i tanitmaya ve bu ülkeyle ilgili olarak hala birçoklarinin zihninde cevaplandirilmamiş halde durdugunu sandigimiz birtakim sorulari cevaplandirmaya çalişacagiz. Lübnan Hakkinda Genel Bilgiler Resmi adi: Lübnan Cumhuriyeti Başkenti: Beyrut Diger önemli şehirleri: Trablusşam Sayda Zahle Sur Nebatiye. Yüzölçümü: 10.452 km2 Nüfusu: 3.300.000 (1999 tahmini) Etnik yapi: Lübnan nüfusunun % 83'ünü Araplar oluşturmaktadir. Lübnan Araplarinin % 63'ü Müslüman % 8'i Dürzi kalani ise Maruni hiristiyandir. % 11 oraninda Grek (Yunan asillilar) vardir. Greklerin % 59'u ortodoks % 41'i katoliktir. % 5 oraninda Ermeni vardir. Ermenilerin tamami Ermeni kilisesi mensubu (ortodoks) hiristiyandir. % 1 oraninda da Kürt vardir ve Kürtlerin tamami Müslümandir. Dil: Resmi dil Arapça ve Fransizca'dir. Halkin geneli Arapça konuşmaktadir. Arap olmayan ve yukarida zikredilen etnik unsurlarin dilleri de konuşulur. Din: Devletin resmi dini yoktur. Halkin % 59.5'i Müslümandir. Müslümanlarin % 60'i Şii % 40'i Sünnidir. Yaklaşik % 7 oraninda da Dürzi (Derezi) vardir ki bunlar da Müslümanlar arasinda gösterilmektedir. Ancak Dürzilerin inanç ilkeleri Islam'in inanç ilkelerinden çok uzaktir. Lübnan nüfusunun % 20'sini Maruni hiristiyanlar oluşturur. Maruniler Arap katoliklerdir. Ancak bazi konularda diger katoliklerden ayrilmaktadirlar. Yaklaşik % 5.5 oraninda Grek ortodoks % 3.4 oraninda Grek katolik % 3.4 oraninda da Ermeni ortodoks mevcuttur. Cografi durumu: Ortadogu ülkelerinden sayilan ve bir Ön Asya ülkesi olan Lübnan kuzeyden ve dogudan Suriye güneyden Filistin (Israil işgali altinda) batidan da Akdeniz ile çevrilidir. Yönetim: Lübnan'da halen uygulamada olan devlet gelenegine göre cumhurbaşkani hiristiyanlardan başbakan Sünni Müslümanlardan meclis başkani ise Şii Müslümanlardan seçilir. 128 üyeli parlamentoda hiristiyanlarla Müslümanlar yari yariya temsil edilmektedir. Ancak Dürziler ve Nusayriler de Müslümanlardan sayilmaktadir. Tarihi: Lübnan Islam ordulari tarafindan 636'da Hz. Ömer (r.a.) zamaninda fethedildi ve Şam (Suriye) eyaletine baglandi. Lübnan da Suriye gibi raşid halifeler döneminden sonra sirasiyla Emevi Abbasi Misir hükümdarlari Selçuklular Eyyubiler ve Memluklerin hakimiyetinde kaldi. 1516'da Osmanli hakimiyetine geçti ve I. Dünya Savaşi sonuna kadar 400 yil süreyle Osmanli idaresinde kaldi. Osmanlilar Lübnan'i merkezden tayin ettikleri bir vali vasitasiyla yönettiler. Ancak ülkede yaşayan etnik unsurlarin kendi inanç ve geleneklerini uygulamalarini saglayacak şekilde örgütlenmelerine de firsat tanidilar. 1918'de Lübnan Fransizlar tarafindan işgal edildi. Fransizlar ülkedeki Marunilerle işbirligi içine girerek Müslümanlara baski yaptilar. Fransiz işgali 1943 Kasim'ina kadar sürdü. 1 Ocak 1944'te de Lübnan'in bagimsizligi resmen tanindi. Ancak Fransizlarin ülke üzerindeki nüfuzlari tam anlamiyla sona ermedi. Fransa bu tarihten sonra da Lübnan'daki siyasi yapinin teşekkülünde Suriye'yle birlikte söz sahibi olmuştur. Bagimsizlik sonrasinda cumhurbaşkanligina Bişar el-Huri getirildi. Onun cumhurbaşkanligi 18 Eylül 1952'ye kadar sürdü ve ondan sonra Kamil Şem'un cumhurbaşkani oldu. Şem'un maruni hiristiyanlardandi ve izledigi politikayla gerek Dürzilerin gerekse Müslümanlarin tepkisine yol açti. Lübnan'in Misir'la birleşmesini isteyen Arap milliyetçiler de Şem'un politikasina karşi çikiyorlardi. Sonuçta 8 Mayis 1958'de muhalefetten bir gazetecinin öldürülmesi geniş çapli bir tepkiye yol açti ve bu tepki çok geçmeden silahli eylemlere dönüştü. Eylemler üzerine Şem'un ABD'den yardim istedi ve ABD 15 Temmuz 1958'de Lübnan'a askeri çikarma yapti. Fakat olaylar durmadi ve ABD siyasi manevralarla bir çözüm bulma yoluna gitti. Bu çerçevede 31 Temmuz 1958'de Ordu komutani Fuad Şihab'i 22 Eylül 1958'de (Kamil Şem'un'un kanuni süresinin bitiminde) görevi devralmak üzere cumhurbaşkanligina seçti. Fuad Şihab görevi devraldiktan sonra Müslüman kökenli Reşid Kerami'ye bir hükümet kurdurdu. Ancak hiristiyan gruplar buna karşi çiktilar ve ülke genelinde eylemler başlattilar. Fuad Şihab cumhurbaşkanligi süresince ülkede bir denge politikasi izlemeye çalişti. Bununla birlikte halk tabaninin tam tasvibini kazanamadi ve siyasi karişikliklar aralikli olarak devam etti. Eylül 1964'te Şihab'in süresinin bitmesinden sonra Charles Hilu cumhurbaşkanligina seçildi. Onun döneminde siyonist Israil yönetiminin saldirgan politikasi yüzünden çok sayida Filistinlinin Lübnan'a iltica etmek zorunda kalmasi dolayisiyla Lübnan Filistin meselesinin de dogrudan içine çekilmiş oldu. Lübnan'a yerleşen Filistinliler bu ülkede örgütlenerek siyasi faaliyetlerde bulunmaya başladilar. Ancak Maruni Falanjistler bu durumdan rahatsiz oluyorlardi. Charles Hilu'nun cumhurbaşkanligi Agustos 1969'da sona erdi ve yerine Süleyman Feranciye (maruni) cumhurbaşkani oldu. Filistinlilerle Falanjistler arasindaki gerginlik Feranciye döneminde de devam etti ve bu gerginlik 1975'te iç savaşa dönüştü. Iç savaş 1976'da da bütün şiddetiyle devam etti. Eylül 1976'da Süleyman Feranciye'nin görev süresinin dolmasi üzerine yerine Ilyas Sarkis getirildi. 1976'nin sonlarina dogru olaylara müdahale için Suriyelilerin öncülügünde bir Arap Caydirici Gücü Lübnan'a sokuldu. Bu arada Suriye yönetiminin daha önceki olaylarda sürekli hiristiyanlarin yaninda yer aldigini hatirlatalim. Müdahaleden sonra imzalanan bir anlaşmayla Filistinlilerin elindeki agir silahlarin alinmasi Filistinli gerillalarin Israil işgali altindaki Filistin topraklari sinirina 15 km. yakinlikta bulunan bölgeye çekilmelerinin saglanmasi ve Lübnan ordu birlikleriyle Arap Caydirici Gücü'nün Filistin kamplari çevresinde denetlemelerde bulunmalari kararlaştirildi. Bu anlaşmanin hem siyonist Israil devletini kuzeyden Filistinli gerillalarin saldirilari konusunda güvenceye kavuşturma hem de Filistinlilerin Lübnan içindeki hareket imkanlarini kisitlama amaci taşidigi açikti. Ancak anlaşma olaylari durdurmaya yetmedi ve 1977'nin başindan itibaren Lübnan'in yerli Müslümanlari da kendilerini olaylarin içinde buldular. Öte yandan hiristiyan milisler durumlarini saglama aldiktan sonra Arap Caydirici Gücü'nün çekilmesini isteyerek bu güce karşi silahli eylemlere giriştiler. Bütün bu olaylarin ülke geneline yayilmasi ülkedeki siyasi otoritenin tamamen sembolik bir hal almasina ve Lübnan topraklarinin degişik gruplar arasinda paylaşilmasina yol açti. Öte yandan siyonist Israil güçleri de Filistinlilerin kuzeyden yaptiklari saldirilara cevap olarak çeşitli hava saldirilarinda bulundular. Israil 3 Haziran 1982'de Londra büyükelçisinin bir saldiri sonucu yaralanmasini bahane ederek 6 Haziran 1982'de Lübnan'i işgal etti. Falanjistler bu işgalde Israilli güçlere yardimci olmuşlardir. Lübnan'da askeri güç bulunduran Suriye ise işgal karşisinda sessiz kalmayi tercih etti. Israil işgalinin henüz devam ettigi sirada 23 Agustos 1982'de Lübnan'da bir cumhurbaşkanligi degişikligi de oldu ve Ilyas Sarkis'in yerine Beşir Cemayel seçildi. Siyonist güçlerle çok yakin ilişkilerinin oldugu bilinen Beşir Cemayel cumhurbaşkanliginda daha bir ayini doldurmadan 14 Eylül 1982'de öldürüldü. Beşir Cemayel'in öldürülmesinden bir hafta sonra 21 Eylül 1982'de kardeşi Emin Cemayel cumhurbaşkanligina getirildi. Emin Cemayel ülkede siyasi otoriteyi saglamak için kendisine yardimci olmalari üzere Amerika Fransa ve Italya'dan Lübnan'a asker göndermelerini istedi. Siyonist Israil'in Lübnan'i işgaline ve bu ülkede gerçekleştirdigi katliama göz yuman bu ülkeler Emin Cemayel'in istegini kabul ettiler. Ama degişen bir şey olmadi. Iç karişikliklar ve silahli eylemler yine devam etti. Siyonist güçler Şubat 1985'ten itibaren Lübnan'i terk etmeye başladilar. Ancak çekilirken Güney Lübnan'da özel bir güvenlik bölgesi oluşturdular. Orada hiristiyan milislerden Güney Lübnan Ordusu (SLA) adinda özel bir ordu kurdu ve başina da yine maruni bir subay olan Antuvan Luhad'i geçirdiler. Bu ordu bugün Hizbullah milislerinin saldirilarina karşi Israil'in işgali altindaki topraklarin kuzey sinirlarini korumaktadir. Emin Cemayel'in görev süresi Ekim 1988'de sona erdi. Ancak ABD ile Suriye'nin ondan sonra kimin Lübnan cumhurbaşkani olacagi konusunda anlaşamamalari dolayisiyla ülke 1989 yilina cumhurbaşkansiz girdi. Bunun üzerine siyasi istikrarsizliktan yararlanan genelkurmay başkani Mişel Avn askeri gücünü de kullanarak kendini cumhurbaşkani ilan etmek istedi. Öte yandan Arap ülkelerinin girişimiyle daha önceki çeşitli suikastlarda öldürülenlerden artakalan 62 Lübnanli parlamenter cumhurbaşkani sorununa çözüm bulmak üzere Ekim 1989'da Suudi Arabistan'in Taif şehrinde toplandi. Bu toplantida alinan kararlar dogrultusunda parlamenterler 5 Kasim 1989'da Lübnan'in Klayat şehrinde bir toplanti düzenleyerek Röne Muavvad'i cumhurbaşkani seçtiler. Ancak Muavvad 17 gün sonra 22 Kasim 1989'da öldürüldü. Onun öldürülmesinden 3 gün sonra da Ilyas el-Hiravi bu göreve getirildi. Ilyas el-Hiravi Suriye ve ABD'den aldigi destekle Mişel Avn'i Lübnan'i terk etmeye zorladi. Öte yandan ülkeyi yeniden bir siyasi istikrara kavuşturmak amaciyla milis gruplarin ellerindeki agir silahlarin bir kismini topladi. Bu gelişmelerin arkasindan ülkede kismen bir istikrar ve siyasi otorite saglanmiştir. el-Hiravi'nin görev süresinin dolmasindan sonra yapilan seçimlerde bu göreve şimdiki cumhurbaşkani Emil Lahud seçildi. Geçtigimiz haftalarda oluşan yeni hükümetin başina da Selim el-Hiss getirildi. Meclis başkanligini ise Emel hareketinin lideri Nebih Berri yürütmektedir. Islami Hareket: Lübnan çok sayida Islami oluşumun bulundugu bir ülkedir. Bunlar hakkinda bazi özet bilgiler verecegiz: Islam Cemaati (Cemaati Islamiye): Faysal Mevlevi'nin liderligindeki bu cemaat Müslüman Kardeşler'in Lübnan kanadidir. 1964'ten sonra örgütlenmeye başladi. Sünni Müslümanlar arasinda etkilidir. En güçlü oldugu şehir Sayda'dir. Hareketin liderligini Faysal Mevlevi'den önce degişik eserleriyle taninan Fethi Yeken yapiyordu. Hizbullah: Lübnan'daki Şiiler arasinda en güçlü örgüttür. Örgütün manevi lideri Hüseyin Muhammed Fadlullah teşkilat lideri ise Hasan Nasrullah'tir. Güney'de Israil işgal kuvvetlerine ve onlarin tampon gücü durumundaki Güney Lübnan Ordusu (SLA)'na karşi silahli mücadele veren Islami Direniş bu hareketin askeri kanadi niteligindedir. Hizbullah'in askeri kanadi Lübnan hükümeti tarafindan da resmen tanindigindan silahlari alinmamaktadir. Başkent Beyrut'un güney kesimi de dahil olmak üzere Lübnan'in güney bölgesinin önemli bir kisminda güvenlik kontrolü Hizbullah'in silahli milislerine verilmiştir. Hizbullah Lübnan'da ayni zamanda bir siyasi parti niteligindedir. Islami Emel Hareketi: Daha önce Imam Musa Sadr'in liderligindeyken şiilerin benimsedigi bir yapiya sahip olan Emel Örgütü'nün Nebih Berri'yle birlikte laik ve Suriye yanlisi bir çizgiye kaymasi üzerine bu örgütten ayrilan Şii Müslümanlar tarafindan kuruldu. Fakat fazla geniş bir tabana sahip degildir. Islami Tevhid Hareketi: 1982 Israil işgalinden sonra Şeyh Said Şa'ban'in liderliginde Sünni Müslümanlar arasinda örgütlenmeye başladi. Taraftarlari genellikle sünnilerden olmakla birlikte Iran yanlisi bir çizgi izlemektedir. Hizbu't-Tahrir: Takiyyuddin en-Nebhani tarafindan kurulmuş olan bu örgüt hilafet konusuna agirlik vermektedir. Ibadurrahman Cemaati: 1950'lerden buyana faaliyet göstermektedir. Siyasi faaliyetlerden çok kültürel ve sosyal faaliyetlere agirlik vermektedir. (Senegal'deki Ibadurrahman Cemaati'nden farklidir.) Bunlarin yani sira bazi tasavvufî cemaatler de bulunmaktadir. Ancak tasavvufi cemaatler genellikle siyasi faaliyetlerden uzaktir. |
|
|
|
#9 (permalink) |
Verdiği Teşekkürleri: 1.826
Aldığı Teşekkürleri 2.150
Durumu : Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 2.819
Konular:
913
Rep : ![]() İletisim :
|
İslam Coğrafyası Dökümanlar
Malezya
Giriş Malezya Müslümanlarin genel nüfusun yaklaşik % 55'ini oluşturdugu bir ülke olmasina ragmen Islami hareketin güçlü oldugu ülkelerden biridir. Ancak son zamanlarda bu ülkedeki Islami oluşumlardan ABIM'in lideri Enver Ibrahim'in bazi iftiralarla hapse atilmasi ve ardindan yaşanan bazi gelişmeler bu ülkeyle ilgili çeşitli tartişmalari da gündeme getirdi. Gerek bu tartişmalar ve gerekse genel yapisi itibariyle Malezya'nin taninmasina ihtiyaç oldugunu düşünüyor ve bu sayimizin Islam Cografyasi bölümünde bu ülkeyi tanitiyoruz. Malezya Hakkinda Genel Bilgiler Resmi adi: Malezya Başkenti: Kuala Lumpur (Nüfusu: 800.000) Diger önemli şehirleri: Ipoh Pinang (George Town) Johor Baharu Kelang Kuala Terengganu Port Kelang Taiping Kota Baharu Seremban Kuantan Kuching Kota Kinabalu Yüzölçümü: 330.434 km2. Nüfusu: 22.500.000 (1999 tahmini). Nüfusun % 43'ü şehirlerde yaşamaktadir. Nüfus artiş hizi: % 2.4 Etnik yapi: Malezya'da en kalabalik etnik kitle nüfusun % 49'unu oluşturan Malaylardir. Malaylar Singapur Endonezya Tayland ve Madagaskar'a da yayilmişlardir. Konuştuklari Malayca Endonezya diline çok yakindir. Malezya'daki Malaylarin tamami Müslümandir. Ikinci büyük etnik unsur % 35 orana sahip olan Çinlilerdir. Çinlilerin içinde az sayida Müslüman vardir. Çogunlugu Budist bir kismi hiristiyandir. % 10 oraninda da Hindistanli vardir. Hindistanlilarin da az bir kismi Müslüman çogunlugu Hindudur. Çinliler ve Hindistanlilar Çin'den ve Hindistan'dan gelmiş olan göçmenlerdir Malezya'nin yerlisi degildirler. % 3.1 oraninda Cavali vardir. Cavalilarin tamami Müslümandir. Geriye kalan nüfusu şu etnik unsurlar oluşturur: Minangkabu (% 0.8) Sama (% 0.8) Melanau (% 0.4) Güney Asyali (% 0.35) Bugi (% 0.2) Kalabit Hui Molbog. Bu etnik unsurlarin büyük çogunlugu Müslüman bir kismi da hiristiyan veya yerel dinlere mensuptur. Dil: Resmi dil Malayca'dir. Ingilizce ve Arapça da geçerli dillerdir. Tamilce ve Çince başta olmak üzere çeşitli etnik unsurlarin dilleri de konuşulmaktadir. Din: Resmi din Islâm'dir. Halkin % 55'i Müslümandir. Müslümanlar genellikle sünni ve hanefidirler. % 17 oraninda budist % 11.6 konfüçyanist (Çin dini mensubu) % 7 oraninda hindu % 6 oraninda hiristiyan vardir. Kalan nüfus ise degişik yerel dinlere mensuptur. Cografi durumu: Güneydogu Asya ülkelerinden olan Malezya kuzeyden Tayland Güney Çin Denizi ve Brunei dogudan Selebes Gölü güneyden Endonezya Singapur ve Malakka Bogazi batidan Hint Okyanusu'yla bitişik olan Andaman Denizi'yle çevrilidir. Akarsu bakimindan oldukça zengindir. En önemli akarsulari Rejang Ketantan Sai Perak ve Sai Rompin irmaklaridir. Malezya topraklari iki büyük kara parçasiyla bunlarin arasindaki Güney Çin Denizi içinde yer alan adalardan meydana gelir. Iki büyük kara parçasi Bati Malezya ve Dogu Malezya'dir. Bati Malezya bir yarimada şeklindedir ve ince bir kara baglantisiyla şimdiki adi Tayland olan Siyam'a baglidir. Dogu Malezya büyük bir kismi Endonezya hâkimiyetinde olan Borneo adasinin içindedir. Topraklarinin % 30'u tarim alani % 61'i ormandir. Malezya'da bol yagmurlu ve tropikal bir iklim hâkimdir. Dogu Malezya Bati Malezya'dan daha yagişlidir. Yönetim şekli: Malezya krallikla yönetilen ve çok partili demokratik sisteme dayali bir konfederasyondur. Konfederasyonu oluşturan federal eyaletler de krallikla yönetilir. Bati Malezya'da bulunan eyaletlerin krallarindan biri dört yilligina genel kral yani "yüce başkan" seçilir. Ülke 31 Agustos 1957'de yürürlüge konan anayasayla yönetilmektedir. Iki meclisli bir parlamenter sistem uygulanmaktadir. Birinci meclis 69 ikinci meclis 180 üyeden oluşur. Bu meclislerin üyeleri serbest genel seçimlerle belirlenir. Malezya BM IKÖ (Islâm Konferansi Örgütü) Asya Pasifik Ekonomik Işbirligi Ingiliz Milletler Toplulugu (Commonwealth) Uluslararasi Para Fonu (IMF) Islâm Kalkinma Bankasi gibi uluslararasi örgütlere üyedir. Siyasi partiler: Malezya'nin başta gelen siyasi partileri şunlardir: Birleşik Malay Milli Organizasyonu (UMNO): Malezya'nin bagimsizligindan önce kurulmuştur. Hâlen ülkenin önde gelen partilerindendir. Bagimsizlik sonrasinda ilk hükümeti kurdu. Zaman zaman Malezya Islâm Partisi (PAS)'yle koalisyona girdi. Kuruluşunda dinin önemini vurguluyor ancak Bati tipi bir laikligi benimsiyordu. Bir ara partiye giren bazi Islâmci aydinlarin etkisiyle devlet kurumlarinda Islâmizasyona olumlu bakiyordu. Halen iktidarda olan bu parti Islamizasyona yine engel olmuyorsa da Islami hareketin önünü tikamaya çalişiyor. Bunda Batili güçlerin önemli rolünün oldugu söylenebilir. Malezya'yi Bati'nin kucagina iten en önemli gelişme ise bu ülkeyi ekonomik yönden ciddi şekilde sarsan Asya krizi olmuştur. UMNO'nun şu anki genel başkani başbakan Mahatir Muhammed'dir. Malezya Islâm Partisi (PAS): (Islâmi hareket kismina bkz.) Demokratik Hareket Partisi: Daha çok Çinliler tarafindan desteklenmektedir. Idari bölünüş: 11'i Bati 2'si Dogu Malezya'da bulunan 13 federal eyaletten 133 ilden meydana gelir. Başkentin de ayri bir federal statüsü vardir. Tarihi: Malezya'nin batisiyla dogusunun tarihini ayri ayri ele almak gerekir. Tarihi kaynaklarda Bati Malezya'dan Malaya olarak söz edilir. Islâm'in bu bölgeye ulaşmasindan önce Budistler ve Brahmanistler buralarda çeşitli devletler kurmuşlardir. Islâm Malezya'ya 1400 yilindan sonra girdi. Malakka bogazi kiyisindaki Malakka şehrinin kurucusu Prens Prameswara 1414 yilinda Pasai kralinin kiziyla evlenerek Müslüman oldu ve adini Mecât Iskender Şah olarak degiştirdi. Onun Müslüman olmasindan sonra yönetimi altindaki bölgelerde Islâm hizla yayilmaya başladi. Bati Hindistan'dan gelen Müslümanlar da ona yardimci oldular. Mecât Iskender 1424'te öldü ve ondan sonra gelen hükümdarlar da ülkelerinde Islâm'i yaymaya çaliştilar. 1446'da Malakka sultanligina geçen Sultan Muzaffer Şah zamaninda Islâm resmi din oldu. Ayni zamanda Malakka Güneydogu Asya'da Islâm'in merkezi halini aldi. Ticari ve ekonomik önemi de artti ve Müslüman tüccarlar burayi daha çok ziyaret etmeye başladilar. Muzaffer Şah'in yönetimi 1458'e kadar sürdü ve yerine oglu Mansur Şah geçti. 1477'ye kadar hüküm süren Mansur Şah döneminde Malakka Sultanligi çevrede siyasi ve dini açidan etkili bir konuma geldi. Islâm Malaya'nin diger bölgelerine ve bugün Endonezya yönetimi altinda bulunan Sumatra adasina da yayilmaya başladi. Bu siralarda Portekizli sömürgeciler bölgeyi rahatsiz etmeye başladilar. 1511'de de Malakka limanini ele geçirdiler. O siralarda Malakka yönetimini elinde bulunduran Sultan Mahmud Portekizlilerin saldirilari karşisinda fazla dayanama***** Malakka'yi onlara birakti ve kendisi Johor'a geçerek burada ayri bir sultanlik kurdu. O zamana kadar Johor Malakka Sultanligi'nin bir vilayetiydi. Portekizliler Malakka'yi ele geçirdikten sonra bu bölgede hiristiyanlaştirma çalişmalari başlattilar ancak başarili olamadilar. Johor Devleti Malakka'yi Portekizlilerden geri almak için birkaç kez harekât düzenledi. Bu harekâtlara Osmanli Devleti silah Açe Sultanligi da asker desteginde bulundu. Ancak bu harekâtlardan bir sonuç alinamadi. 1606'dan itibaren Malakka'ya Hollandali sömürgeciler saldiri düzenlemeye başladi ve 1641'de de Portekizlilerin elinden aldilar. 1812'de Pahang Johor'dan ayrilarak bagimsiz devlet oldu. 1824'te Johor tekrar ikiye ayrildi ve Rio Lingga merkezli ayri bir prenslik kuruldu. Bu ayrilmalar daha sonra da devam etti ve bölgede Perak Selangor Kedah gibi birkaç prenslik ortaya çikti. 18. yüzyilin sonlarina dogru bölgeye Ingiliz sömürgeciler geldi ve 1786'da şiddetli saldirilar sonucu Kedah devletinin elindeki Penang şehrini aldilar. Daha sonra burayi bir üs edinerek işgal alanlarini genişlettiler. 1824'te Malakka'yi da Hollandalilarin elinden alarak bölgede geniş bir alani ele geçirdi ve bölgedeki bütün yerel yönetimleri Ingiliz himayesini kabule zorladilar. En son 1889'da 9 devletçikten oluşan Negri Sembilan federasyonunun da Ingiliz himayesine girmesiyle Malay yarimadasi tamamen Ingiliz sultasina geçti. Ingilizler bir yandan bölgenin bütün tabii zenginliklerini kendi ülkelerine taşirken bir yandan da yerli Müslüman halki fakirleştirdiler. Bu durum halk arasinda yeni bir uyaniş hareketinin dogmasina vesile oldu. 1930'dan itibaren bu uyaniş hareketi örgütlü bir faaliyete dönüştü. II. Dünya Savaşi'ndan sonra bagimsizlik mücadelesi daha da etkili oldu. Bu arada Birleşik Malay Milli Organizasyonu (UMNO) kuruldu. Ancak bazi etnik gruplar bu organizasyona girmediler. 1948'de Ingiliz denetiminde bir Malaya Federasyonu kuruldu. 31 Agustos 1957'de de Malezya'nin bagimsizligi ilan edildi. Dogu Malezya'nin yani Sarawak ve Sabah eyaletlerinin bulundugu Borneo adasina Islâm 15. yüzyilin başlarinda girmiştir. Burayi 1826'dan itibaren Hollandalilar işgal etmeye başladilar. Ancak çok geçmeden Ingiliz sömürgeciler de adaya geldiler ve 1841'de Brunei sultanligi tarafindan Sarawak eyaleti Ingilizlere birakildi. Sarawak 14 Haziran 1888'de resmen Ingiltere'ye tabi oldu. Brunei sultani 1877'de de Sabah'i Ingilizlere birakti. Ingilizler Malezya'nin bagimsizligini tanidiktan bir süre sonra Sarawak ve Sabah'tan da çekildi ve 16 Eylül 1963'te bu iki eyalete Singapur'un da katilmasiyla Malezya Konfederasyonu kuruldu. Singapur 1965'de konfederasyondan ayrilarak ayri bir devlet oldu. Malezya'nin bagimsiz olmasindan sonra ilk kralliga Negri Sembilan sultani Abdurrahman seçildi. Ondan sonra sirasiyla şu kişiler krallik yaptilar: Salahuddin Abdülaziz Şah (1960-61) Seyyid Harun Putra (1961-65) Ismail Nasiruddin Şah (1965-70) Abdülhalim Muazzam Şah (1970-75) Yahya Petra (1975-1979) Ahmed Şahu'l-Mustain (1979-1984) Mahmud Iskender (1984-1989) Tuhanku Azlan Muhibbuddin (1989'dan sonra). Diş problemleri: Filipinler ve Endonezya Dogu Malezya'yi oluşturan Sarawak ve Sabah eyaletleri üzerinde hak iddia ediyorlardi. Endonezya bu yüzden 1963'te Malezya'ya savaş açti. Bu savaş 1965'te sona erdiyse de Endonezya adi geçen eyaletlerle ilgili iddiasindan tam olarak vazgeçmiş degildir. Islami Hareket: Malezya'da Islâm devlet yönetiminde önemli oranda etkilidir. Bu da ülkedeki Islâmi hareketin bir başarisidir. Devlet 1980'den sonra resmi kurumlari Islâmileştirme çalişmasi başlatti. Devletin bu merhaleye gelmesinde hâlen varligini sürdüren dört temel Islâmi hareketin etkisi olmuştur. Bu hareketleri kisaca tanitalim: Malezya Islâm Partisi (PAS): Bagimsizlik sonrasinda kurulacak devletin Islâmi yönünün agirlikli olmasini istediklerinden dolayi UMNO'dan ayrilanlar tarafindan 1951'de kuruldu. PAS'i kuranlar dinin bir siyasi parti programinda belli bir alana sikiştirilamayacagi hayatin her alanini kapsamasi gerektigi görüşündeydiler ve UMNO'nun kurmak istedigi laik devlet modeline karşi çikiyorlardi. PAS başarili bir çizgi takip ederek 1959'daki ilk genel seçimlerde Kelantan ve Terangganu eyaletlerinde yerel hükümeti kurdu. Sonraki dönemlerde Milli Parti'yle koalisyon hükümetleri de kurdu. Malezya Islâmi Gençlik Hareketi (ABIM): 1971'de Malezya Müslüman Ögrenciler Birligi üyesi ögrencilerce kuruldu. Kuruluşundan kisa süre sonra PAS'la bir ittifak kurdu. 1974'ten sonra Enver Ibrahim'in liderliginde önemli mesafeler katetti. ABIM Mevdudi'nin kurdugu Cemaati Islâmiye'yle Müslüman Kardeşler'i kendine örnek ediniyordu. ABIM Malezya'nin her alanda Islâm hükümleriyle yönetilen bir ülke olmasini istemektedir. ABIM'in şu anki genel başkani Dr. Muhammed Nur Manuti'dir. Teblig Cemaati: Pakistan'daki Teblig Cemaati'nin bir uzantisidir. Daru'l-Erkâm: 1968'de Eş'ari Muhammed'in liderliginde kuruldu. Egitime ve kültürel faaliyetlere agirlik veriyor ve toplumun Islâmi yönden şuurlandirilmasinin Islâm devleti kurmaktan önce geldigi fikrini savunuyordu. Özellikle gençler arasinda etkili oldu. Ancak PAS'a yönelik eleştirileri gelişmesini olumsuz yönde etkiledi. Sonra da birtakim hurafelere ve sapmalara düştügü gerekçesiyle başbakan Mahathir Muhammed tarafindan kapatildi. Malezya'da bunlarin dişinda da bazi küçük Islâmi oluşumlar ve gruplar bulunmaktadir. Malezya Müslümanlari özellikle gençleri dinlerine bagliliklariyla ünlüdür. Gençlerin % 70'i dini görevlerini yerine getirmektedir. Üniversite gençligi arasinda da Islâmi hareket güçlüdür. Ekonomi: Malezya ekonomisi birinci derecede tarim ve hayvanciliga dayanir. Ürettigi tarim ürünlerinin başinda pirinç kauçuk palmiye tohumu ananas kakao ve çeşitli meyve ve sebzeler gelir. Uzun bir sahile sahip olmasi itibariyle balikçilik da yaygindir. Orman ürünleri de ekonomiye önemli katki saglamaktadir. Yerel kaynaklarca da zengindir. En çok kalay rezervine sahiptir. Ancak maden rezervleri sömürge döneminde Ingilizler tarafindan azaltilmiştir. 1970'lerden buyana petrol ve dogal gaz da üretilmekte ve ihraç edilmektedir. Sanayi: Malezya sanayi bakimindan iyi bir seviyede sayilir. Petrol aritma tesislerinin yani sira otomobil dayanikli tüketim mallari tekstil ürünleri çeşitli gida maddeleri çimento ve diger inşaat malzemeleri mobilya ve agaç ürünleri kâgit ve kirtasiye malzemeleri kimyasal maddeler gübre kauçuk plastik eşya toprak ve madeni eşya mekanik araçlar elektrik gereçleri ilaç palmiye yagi vs. üreten çok sayida fabrika kurulmuştur. Imalat sanayisinin gayri safi yurtiçi hasiladaki payi % 27'dir. Çalişan nüfusun yaklaşik % 18'i sanayi sektöründe iş görmektedir. |
|
|
|
#10 (permalink) |
Verdiği Teşekkürleri: 1.826
Aldığı Teşekkürleri 2.150
Durumu : Üyelik tarihi: May 2009
Mesajlar: 2.819
Konular:
913
Rep : ![]() İletisim :
|
İslam Coğrafyası Dökümanlar
Misir
Giriş Misir kendini Arap dünyasinin lideri olarak gören bir ülkedir. Gerçi Arap dünyasinda dolayli emperyalizm döneminin ortaya çikardigi daginiklik yüzünden son dönemde Arap dünyasinda: "Araplar aralarinda ittifak etmemek üzere ittifak etmişlerdir (Ittefeka'l-Arabu 'ala ella yettefiku)" vecizesi yaygin oldugundan herhangi bir ülkenin liderlik iddiasi fazla bir önem taşimiyor. Bununla birlikte 1978'deki Camp David Anlaşmasi sebebiyle Arap Birligi teşkilatindan atilan Misir bugün bu teşkilatin genel merkezini Kahire'ye naklettirmeyi başarmiş durumdadir. Ayrica Misir bazi yönleriyle Türkiye'ye çok benzemektedir. Son yillarda Türkiye'yle Misir arasinda siki bir münasebetin oldugunu da biliyoruz. Bu ülke ayni zamanda çagdaş Islami uyaniş hareketinin de beşigi niteligi taşimaktadir. Bütün bu yönleri dolayisiyla Misir'in taninmasi gereken bir ülke oldugunu düşünüyoruz. Islam Cografyasi bölümümüzde ülkeleri tanitirken genellikle gündemdeki gelişmelere paralel hareket ettik. Bu yüzden belki daha erken tanitmamiz gereken Misir'i tanitmakta geciktik. Bu sayimizda biraz da gelişmelerle baglantili olarak bu ülkeyi tanitiyoruz. Misir Hakkinda Genel Bilgiler Resmi adi: Misir Arap Cumhuriyeti Başkenti: Kahire (Nüfusu: 18 milyon) Diger önemli şehirleri: Iskenderiye Ismailiyye Asyut Cize Port Said Minye Asvan Süveyş Tanta Dimyat. Yüzölçümü: 998.774 km2 Nüfusu: 70 milyon (2000 tahmini). Nüfusun % 45'i şehirlerde yaşamaktadir. Km2 başina düşen insan sayisi: 57 Nüfus artiş hizi: % 2.7 Etnik yapi: Misir halkinin yaklaşik % 91'ini Araplar oluşturmaktadir. Araplarin % 91.5'i Müslüman kalani hiristiyandir. Ikinci önemli etnik unsur nüfusun % 7'sini oluşturan Kiptilerdir. Kiptilerin tamami hiristiyandir. Kiptilerin kendilerine özel bir dilleri vardir. Ancak bugün artik Kiptice konuşan kalmamiştir ve Kiptiler de Arapça konuşmaktadirlar. Kalan nüfusu Avrupali hiristiyan etnik unsurlarla Nubiyali Beja Arnavut Berberi gibi degişik kökenlerden gelen Müslüman etnik unsurlar oluşturmaktadir. Dil: Resmi dili Arapça'dir. Halkin tamamina yakini Arapça konuşur. Bazi küçük etnik unsurlar kendi aralarinda mahalli dillerini konuşurlar. Din: Resmi din Islâm'dir. Halkin % 91'i Müslümandir. Kalan nüfusu kipti kökenli ortodoks hiristiyanlar (kiptiler diger ortodokslardan farkli bir inanca sahiptirler) Rum kökenli ortodokslar Arap kökenli Maruni hiristiyanlar ve çeşitli Avrupa ülkelerinden Misir'a yerleşmiş olan katolik ve protestan hiristiyanlar oluşturmaktadir. Müslümanlarin tamamina yakini sünni çogunlugu şafii önemli bir kismi da hanefidir. Cografi durumu: Kuzeydogu Afrika ülkelerinden olan Misir kuzeyden Akdeniz dogudan Kizildeniz ve Filistin güneyden Sudan batidan Libya ile çevrilidir. En yüksek yeri Sina yarimadasinda bulunan Katerina Dagi (2637 m.)'dir. En önemli akarsuyu Nil nehridir. Topraklarinin sadece % 4'ü tarim alani kalani çöldür. Tarima elverişli topraklarin önemli bir kismi Nil vadisinde bulunmaktadir. Akdeniz kiyisinda ve Nil'in Akdeniz'e döküldügü noktada bulunan başkent Kahire'de yillik sicaklik ortalamasi 21.9 derece yillik yagiş ortalamasi 42 mm.'dir. Yönetim şekli: Misir görünüşte çok partili demokratik bir sistemle yönetilmektedir. Ülke 11 Eylül 1971'de yürürlüge konan anayasayla yönetilmektedir. En üst yönetici olan cumhurbaşkani geniş yetkilere sahiptir. Cumhurbaşkani genel seçimle belirlenir. Ancak 1952 darbesinden sonra gerçekleştirilen bütün cumhurbaşkanligi seçimleri tek adayli olmuş ve o tek aday da oylarin hep % 90'dan fazlasini almiştir. Başbakan cumhurbaşkani tarafindan tayin edilir. Yasama yetkisi 454 üyeli ve üyeleri genel seçimle belirlenen parlamentodadir. Ancak seçimler açik oy gizli sayim usulüyle yapildigindan halkin büyük bir çogunlugu mevcut sisteme karşi oldugu halde iktidar partisi her seçimde oylarin % 90'dan fazlasini almaktadir. Muhalefet partileri adil ve dürüst olmadigi gerekçesiyle 1991'de gerçekleştirilen genel seçimleri boykot ettiler. Misir'da yakin zamana kadar evlilik boşanma gibi özel haller hakkinda Islâm hükümleri ticarette cezalandirmada ve idari mekanizmada ise Avrupa'dan ithal edilmiş kanunlar uygulaniyordu. Ancak birkaç ay önce Özel Haller Kanunu da Avrupa sistemine uydurularak tüm hukuk sistemi Bati'dan ithal edilen kanunlara göre şekillendirildi. Misir BM IKÖ (Islâm Konferansi Örgütü) Arap Birligi Afrika Birligi Örgütü IMF (Uluslararasi Para Fonu) Islâm Kalkinma Bankasi gibi uluslararasi örgütlere üyedir. Siyasi partiler: Misir'daki siyasi partilerin başta gelenleri şunlardir: Milli Demokratik Parti: Misir'da hâlen iktidari elinde tutan partidir. Bati yanlisi ve laik bir anlayişa sahip olan bu parti ayni zamanda cumhurbaşkani Hüsni Mübarek'in partisi olarak bilinmektedir. Çalişma (Amel) Partisi: Daha önce sosyalist çizgide olan bu parti bugün Islâmi bir çizgiyi benimsemiş bulunuyor. Partinin bu çizgiyi benimsemesinde en önemli etken Müslüman Kardeşler'in bu partiyle ilişki içine girmesi ve genel başkan Ibrahim Şükri'nin bu ilişkiden sonra Islâmi anlayişi bütünüyle kabul etmesi oldu. Çalişma Partisi'nin Islâmi çizgiyi benimsemesinden sonra sosyalist anlayişa bagli kalmakta israr edenler partiden ayrildilar. Partinin Müslüman Kardeşler'le ilişkisi hâlen devam ediyor. Partinin çikardigi eş-Şa'b adli gazetede Müslüman Kardeşler mensubu birçok yazar da yazi yaziyor. Yeni Vefd Partisi: Yaşli siyasetçi Fuad Siracuddin'in liderligindeki bu parti batici liberal ve laik bir anlayişi savunmaktadir. Ahrar (Özgürler) Partisi: Bu parti de Arap milliyetçiligini ve batici laik anlayişi savunur. Vasat Partisi: Kuruluşunda önemli zorluklar çikarilan bu partinin kurucularindan bazilari Müslüman Kardeşler cemaatine mensupturlar. Partinin kuruculari arasinda bu cemaatin mensuplarinin olmasi sebebiyle bu partinin cemaatin siyasi kanadi niteligi taşiyacagi iddia edildi. Hatta bu iddialar sebebiyle partinin kuruculari hakkinda dava açildi ve bazilarina çeşitli cezalar verildi. Ancak gerçekte Vasat Partisi her ne kadar Islami anlayişi benimseyen bir siyasi oluşum olsa da Müslüman Kardeşler cemaatinin siyasi kanadi degildir. Tarihi: Misir Hz. Ömer (r.a.) döneminde Amr ibnu As (r.a.) komutasindaki Islâm ordusu tarafindan 639 - 642 yillari arasinda fethedilmiştir. Bu tarihten sonra Misir 868 yilina kadar hilafete bagli valiler tarafindan yönetildi. 868'de Misir'in yönetimi Türk asilli Tolunlular'in eline geçti. Tolunlular'in yönetimi 905'e kadar sürdü. Bu tarihten sonra yine yeniden hilafeti temsil eden Abbasilerin eline geçti ve 934'e kadar onlarin yönetiminde kaldi. 934'te Misir'da Ihşidiler adinda ikinci bir Türk hanedanligi kuruldu. Ihşidiler'in yönetimi 969'a kadar sürdü. Bu tarihte Misir'a daha önce merkezleri Tunus'ta bulunan Fatimiler hâkim oldular ve 972'de de merkezlerini Kahire'ye taşidilar. (Fatimiler hakkinda ayrica geçen ayki sayimizda tanittigimiz Tunus'un tarihine bakabilirsiniz.) Fatimiler her tarafta kendi inançlarini yaymak için çeşitli baski yollarina başvuruyorlardi. Fatimilerin Misir'daki saltanatlari 1171'e kadar sürdü. Bu tarihte Misir Salahuddin Eyyubi'nin kurmuş oldugu Eyyubiler devletinin hâkimiyetine geçti. Eyyubiler de Misir'a 1250'ye kadar hükmettiler. Bu tarihten sonra Misir'a Memlükler hükmetmeye başladilar. Memlükler Bagdat'in Mogollar tarafindan işgal edilmesinden sonra Abbasi hilafetinin Kahire'de varligini sürdürmesine imkân sagladilar. Memlüklerin saltanati 1517'de Misir'in Osmanlilar tarafindan fethedilmesine kadar sürdü. Misir Osmanlilar tarafindan fethedildiginde hilafet de Osmanli Devleti'ne geçti. Bu tarihten sonra Misir Osmanli Devleti'ne yani hilafete bagli bir vali tarafindan yönetilmeye başladi. Ancak 1805'te Misir valisi olan Kavalali Mehmed Ali Paşa hilafete baş kaldirarak Misir'da yari bagimsiz bir yönetim oluşturdu. Mehmet Ali Paşa'dan sonra da onun ailesinden gelen şahislar vali sifatiyla ancak Babiali'den kopuk bir şekilde Misir'i yönetmeye devam ettiler. Bu valilerin ülkeyi yönettikleri dönemlerde Ingilizler de çeşitli yollardan Misir'a girmiş bu ülkede hükümet üzerinde söz sahibi olmaya başlamişlardi. 1914'te de tamamen Ingilizler tarafindan işgal edildi. Ingilizlerin dogrudan işgalleri 1922'ye kadar sürdü. 15 Mart 1922'de ülkeye resmi olarak bagimsizlik verildi. Ancak yönetim yine büyük ölçüde Ingilizlerin direktifleri dogrultusunda hareket ediyordu. Bagimsizlik sonrasinda I. Fuad Misir kralligina getirildi. 1936'da onun ölmesi üzerine oglu Faruk kralliga geçti. Kral Faruk'un yönetimine 26 Temmuz 1952'de gerçekleştirilen askeri darbeyle son verildi. Darbeden sonra Tümgeneral Muhammed Necib devlet başkani oldu. Ancak iki yil sonra 25 Şubat 1954'te Cemal Abdünnasir yönetime el ko***** Necib'i görevden uzaklaştirdi. Abdünnasir dönemi tam bir dikta ve zulüm dönemidir. Abdulkadir Udeh ve Seyyid Kutub başta olmak üzere çok sayida Müslüman ilim adami ve düşünür onun zamaninda idam edilmiştir. Abdünnasir zulmünden en çok nasip alanlar Müslüman Kardeşler cemaatinin mensuplari olmuştur. Bu cemaatten pek çok kimse hapse atildi ve çogunlugu ancak Abdünnasir'in ölümünden sonra hapisten çikabildi. Abdünnasir sosyalist anlayişa dayali bir Arap milliyetçiligini savunmuştur. Onun fikirleri pek çok Arap ülkesine Nasircilik adiyla yayilmiştir. Abdünnasir döneminde Misir iki ayri savaşa girdi ve ikisinden de agir yenilgiyle çikti. Bunlardan birincisi 1956 Süveyş savaşidir. Bu savaş Misir yönetiminin Süveyş kanalini millileştirme karari almasi üzerine çikti. Bu karar üzerine Israil 1956 Ekim'inde Ingiltere ve Fransa ile anlaşarak Misir'a saldirdi. Israil'i böyle bir saldiriya teşvik edenler daha önce Süveyş kanalini istedikleri gibi kullanan Fransa ve Ingiltere'ydi. Ingiltere ve Fransa'yla ortak hareket eden Israil bu saldirida Gazze bölgesiyle Sina yarimadasini işgal etti. Ancak birtakim diplomatik sebeplerden dolayi 7 Mart 1957 tarihinde işgal ettigi bu topraklardan çekildi. Ikinci savaş da 1967 Arap - Israil savaşidir. Arap - Israil savaşlarinin en geniş çaplisi Alti Gün Savaşi diye de anilan 1967 Haziran savaşidir. Bu savaş Israil'in 5 Haziran 1967 sabahi Misir'a saldirmasiyla başladi. Israil uçaklari önce Akdeniz üzerinden Misir'in bati tarafindaki hava alanlarini bombala***** üç saate yakin bir süre içinde 300 kadar Misir askeri uçagini yerde imha ettiler. Israil uçaklarinin bu saldiri esnasinda Akdeniz'deki Amerikan filosundan ikmal yaptiklari ileri sürülmüştür. Israil hemen ardindan Gazze bölgesine ve Sina yarimadasina dogru karadan ve havadan saldiriya geçti. Misir askerleri bu saldiri karşisinda ciddi bir direniş göstermeden Gazze'yi ve Sina'yi Israil'e teslim ettiler. Bu olayda Cemal Abdünnasir'in bir ihanetinin de söz konusu oldugu ileri sürülmektedir. Misir Sina yarimadasini ancak 1978'de imzalanan Camp David anlaşmasiyla geri alabilmiştir. Abdünnasir'in 28 Eylül 1970'de ölmesinden sonra cumhurbaşkanligina Muhammed Enver Sâdât geçti. Enver Sâdât başlangiçta biraz yumuşak bir politika izledi. Abdünnasir'in siyasi düşüncelerinden dolayi hapse atmiş oldugu kişileri serbest birakti. Ancak daha sonra o da zulme ve şiddete başvurdu. Misir'in Israil'i resmen tanimasini ve diplomatik ilişkiler kurmasini saglayan Camp David anlaşmasi Sâdât döneminde imzalanmiştir. Bu anlaşmadan sonra Arap ülkelerinin geneli Misir'la diplomatik ilişkilerini kestiler. Ancak daha sonra tekrar başlattilar. Enver Sâdât 6 Kasim 1981 tarihinde öldürüldü. Onun arkasindan cumhurbaşkanligina Muhammed Hüsni Mübarek getirildi. Hâlen bu görevi sürdüren Mübarek şiddet ve zulümde Sâdât'in çok önüne geçti. Mübarek her alti yilda bir yenilenen cumhurbaşkanligi seçimlerine tek aday olarak girmekte ve demokrasinin mantigindan son derece uzak bir şekilde gerçekleştirilen bu seçimleri dogal olarak kazanmaktadir. Diş problemleri: Misir'in Sudan'la bir Halayib meselesi vardir. Misir yönetimi Sudan'in kuzeyindeki el-Halayib bölgesinin kendisine ait oldugunu ileri sürmektedir. Aslinda Misir yönetimi Sudan'da Islâm kanunlarinin uygulamaya konmasina kadar el-Halayib meselesini hiç gündeme getirmemişti. Bu durum Misir'in bu meseleyi Sudan'in siyasi çizgisine karşi bir tepki olarak gündeme getirdigini ortaya çikariyordu. Misir'in bu meseleyi gündeme getirmesinde ABD'nin de etkisinin oldugu açiktir. Misir'in Sudan'la daha başka problemleri de bulunmaktadir. Bu problemlerin tamami Sudan yönetiminin Islâmi bir çizgiyi benimsemesinden sonra Misir tarafindan ortaya atildi. Misir Sudan hükümetinin Misir'daki Islâmi akimlara mensup gençleri askeri yönden egitmek amaciyla Kuzey Sudan'da kamplar kurdugunu ileri sürdü. Çeşitli Batili yayin organlari da bu konuda asilsiz haberler yayinla***** Misir'in tutumunu hakli çikarma gayretine girdi. Bu ve benzeri konular iki ülke arasinda siyasi ve ekonomik problemlere yol açti. Bu konular Islam ülkelerini birbirine düşürmek isteyen diş güçlerin çogu zaman ayni yollara ve ayni metotlara başvurduklarini hep ayni senaryolari düzüp sahneye koyduklarini anlamamiz açisindan ibret vericidir. Iç problemleri: Misir'in en önemli iç meselesi yönetimin halkla bütünleşememesinden kaynaklanan devlet terörünün sebep oldugu halk tepkisi ve bu tepkinin dogurdugu siyasi olaylardir. Misir'da özellikle Islâmi cemaatler üzerinde çok agir bir baski vardir. Bazi cemaatlerin bu agir baskiya fiili eylemlerle cevap vermeleri ülkede zaman zaman silahli çatişmalara ve şiddet olaylarina sebep olmaktadir. Misir yönetimi yürüttügü devlet terörüne kanuni bir dayanak bulmak amaciyla 16 Temmuz 1992'de "Terörle Mücadele Kanunu" adiyla bir kanun çikartti. Bu kanun emniyet güçlerine şüpheli gördükleri kişileri hiçbir mahkeme kararina gerek görmeden tutukla***** alti ay tutuklu bulundurma hakki veriyor. Kanun ayni zamanda yönetimin terör örgütü olarak adlandirdigi Islâmi cemaatlere mensup olanlara veya bu cemaatlere sempati duyanlara 5 yila kadar agir hapis cezasi verilebilecegi hükmü içeriyor. Bu kanunun uygulamaya konmasi problemi daha da çetrefil hale getirdi. Misir emniyet güçleri Islâmi cemaatlerin güçlü oldugu Asyut ve çevresine degişik zamanlarda havadan hareketler düzenlediler. Bunun yani sira başkent Kahire'nin bazi kenar mahallelerine kalabalik askeri birliklerle saldirilar düzenlendi. Çok sayida insan öldürüldü. Yine Islâmi akimlara mensup olmalarindan dolayi birçok insan mahkeme karariyla idam edildi. Islami Hareket: Misir'da Islâmi hareket üzerindeki baski Ingiliz işgali döneminde başla***** hiç kesintiye ugramadan devam etti. Bagimsizlik sonrasi baski işgal dönemini aratmayacak derecede oldu. Devlet terörü Islâmi anlayiş sahibi pek çok insanin canini aldi. Bu yüzden Misir'daki Islâmi hareket kitle tabanini fiili mücadelenin içine çekme konusunda yeterince başarili olamadi. Buna ragmen insanlara Islâmi anlayişi kazandirmada büyük başarilar gerçekleştirdi. Hilafetin ortadan kaldirilmasindan sonra yeniden bu kurumu hayata geçirmeyi ve Islâm'i devlete hâkim kilmayi amaçlayan Islâmi hareketin beşigi olarak sayabilecegimiz Misir'da en geniş kitle tabanina sahip cemaat Müslüman Kardeşler cemaatidir. Oldukça düzenli bir hiyerarşik yapiya sahip olan Müslüman Kardeşler'in kurucusu Hasan el-Benna şimdiki genel mürşidi ise Mustafa Meşhur'dur. Müslüman Kardeşler hemen hemen bütün Arap ülkelerine diger Islam ülkelerinin de çoguna yayilmiştir. Diger ülkelerde de Müslüman azinliklara yönelik faaliyetleri bulunmaktadir. Dolayisiyla bu cemaatin birçok Avrupa ülkesinde de faaliyetleri vardir. Müslüman Kardeşler cemaati fiili eylemlere girmiyor. Faaliyetleri genellikle teblig ve davet çalişmalarindan ibarettir. Bazi sosyal ve ticari kuruluşlar kurdu. Ancak Misir yönetimi hiçbir gerekçe göstermeden bunlarin hepsini kapatti. Yayin yoluyla faaliyet yürütmeleri devlet tarafindan engelleniyor. Müslüman Kardeşler'den sonra en çok adini duyuran ve etkinlik gösteren cemaat Prof. Ömer Abdurrahman'in düşüncelerini benimsemiş olan Tanzimu'l-Cihad hareketidir. Bu cemaatin mensuplari daha önce rejime karşi şiddet eylemlerine ve bazen de silahli çatişmalara giriyorlardi. Ancak son yillarda bu tutumlarini degiştirdiler. Hatta önceleri siyasi partiye ilkesel olarak karşi olmalarina ragmen son zamanlarda siyasi parti kurma çabalari içine de girdiler. Bu cemaat içinde iyi bir hiyerarşik yapi mevcut degildir. Tanzimu'l-Cihad daha çok güney bölgelerde güçlü durumdadir. Bilindigi üzere cemaatin fikri alt yapisini oluşturan ve manevi lideri sayilan Prof. Ömer Abdurrahman ABD'nde tutuklu durumdadir. Hareket ve eylemi savunan bir diger cemaat da Islâmi Cemaat'tir. Bu cemaat çalişmalarini daha çok üniversite ögrencileri arasinda yogunlaştiriyor. Misir'daki Islâmi cemaatlerin ileri gelenlerinden biri de Hafiz Selâme'nin liderligindeki Islâmi Hidayet Cemaati'dir. Bu cemaat daha çok egitim çalişmalarina agirlik veriyor ve çeşitli egitim kurumlari açmiş durumdadir. Cemaatu Ensâri's-Sunneti'l-Muhammediyye adinda selefi anlayişi benimsemiş olan bir cemaat da mevcuttur. Bu cemaat daha çok Müslüman halk arasindaki birtakim itikadi sapmalar üzerinde durdugundan sisteme yönelik mücadelede pek etkili degildir. Selefilik hareketi daha çok orta tabaka ve gençlik üzerinde etkilidir. Selefilerin düşünce itibariyle farkli Islâmi cemaatlerin mensuplarini etkiledikleri görülüyor. Sudan'daki ayni adi taşiyan cemaat Misir'dakinin bir uzantisidir. Hizbu't-Tahrir ve Teblig cemaati gibi merkezleri Misir dişinda olan bazi cemaatlerin de Misir'da faaliyetleri mevcuttur. Ancak bunlarin çalişmalari fazla etkili degil. Bunlarin dişinda da küçük çapli ve kitlesel destege sahip olmayan bazi ufak tefek oluşumlar bulunmaktadir. Siyasi partiler içinde Islâmi anlayişi ve çizgiyi benimsemiş olan partiler Çalişma (Amel) ve Vasat partileridir. Ekonomi: Misir ekonomisi tarim hayvancilik ve turizme dayanir. Tarim daha çok Nil vadisinde yapilmaktadir. Tarim ürünlerinden ve hayvanciliktan elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasiladaki payi % 20'dir. Çalişan nüfusun % 40'i bu sektörlerde iş görmektedir. Üretilen tarim ürünlerinin başinda pamuk gelir. Bunun yani sira tahil ve çeşitli sebzeler de üretilmektedir. Balikçilik da yaygindir. Misir'da demir fosfat manganez çinko ve altin cevheri gibi bazi madenler çikarilmaktadir. Maden gelirleri gayri safi yurtiçi hasilanin % 2'sini oluşturur. Bir miktar da petrol üretilmektedir. Orman ürünlerinden de belli oranda yararlanilmaktadir. Misir tarihi eser yönünden oldukça zengin bir ülkedir. Kahire'deki Amr ibnu As Hz. Hüseyin Sultan Hasan Ezher Tulunoglu Imam Şafii Mehmed Ali Paşa camileri ve piramitler başta gelen tarihi eserlerdendir. Kahire'de çok sayida antik ve Islâmi eserin sergilendigi müzeler mevcuttur. Bütün bu tarihi zenginlikler Misir'a çok sayida turist çekmektedir. Diş ticaretindeki açigin bir kismini turizm gelirleriyle kapatmaktadir. Para birimi: Misir Cuneyhi. Kişi başina düşen milli gelir: 650 dolar. Sanayi: Sanayi kuruluşlarinin başinda gida maddesi meşrubat ve sigara üretimiyle ilgili kuruluşlar gelmektedir. Bu nitelikteki sanayi kuruluşlari tüm sanayi kuruluşlarinin yaklaşik % 28'ini oluşturur. Ikinci sirada tekstil ve deri fabrikalariyla konfeksiyon atölyeleri gelir. Bu sektörlerle ilgili sanayi kuruluşlari da tüm sanayi kuruluşlarinin % 18'ini oluşturmaktadir. Misir'da üretilen pamugun önemli bir kismi kendi fabrikalarinda işlenmektedir. Bunun yani sira demir çelik inşaat elektrik donanimi bazi mekanik aletler üretimi madeni ve toprak eşya üretimi kimya mobilya kâgit ilaç plastik vs. sektörleriyle ilgili sanayi kuruluşlari da bulunmaktadir. Sanayi gelirlerinin gayri safi yurtiçi hasiladaki payi % 20'dir. Çalişan nüfusun yaklaşik % 13'ü sanayi sektöründe iş görmektedir. Buna maden tesislerinde çalişanlar da dahildir. |
|
![]() |
| Tags: cografyasi, dokumanlar, islam |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| İslam Ve Ahlak | CooLKadin | İslamiyet | 1 | 29.10.09 11:32 AM |
| İslam ne demektir? İslam kelimesi bize ne ifade eder? | VuSLaT | İslamiyet | 0 | 15.09.09 01:05 PM |
| İslam Kronolojisi | VuSLaT | İslamiyet | 0 | 12.09.09 10:58 AM |
| Kpss Kaynak Dökümanlar | ada44 | KPSS | 0 | 30.08.09 09:11 AM |
| Elektronik İle İlgili Bilgi Ve Dökümanlar | BlacK_MaN | Elektronik | 1 | 03.07.09 10:18 PM |
|
|||
| Korkarim.com | Karadag Radyo | Radyo Karadag | Manticim.Com - Online Baklava Satışı |
| Manticim.Com - Online Mantı Satışı | Papatya Forum | Filmp3 | Dost Sitelerimiz |
| Forum | Yasal Uyarı |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.4 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd. WwW.MegaYer.Com Kuruluş : 07 Mayıs 2009 Megayer.com Her Hakkı Saklıdır. |
Sitemiz Bir Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir.
Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir.
Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır. |